TAŞIMALI ARICILIK EĞİTİMİ
Ekleyen, Ali Türk on 17 Eylül 2012 – 11:14 -
Taşımalı arıcılık eğitimi evet yanlış duymadınız böyle bir şey ilk defa yapılıyor. Genelde eğitimi verecek kişi hazırlanan malzemelerin üzerine gider bizde her şey taşınabiliyor::))
Suni tohumla ile ilgili belki bir kaç yerde yazıp çizmişimdir ama bazı açıklamalarda bulunacağım.
Zannedersem 2007 yılı bir üniversitede arıcılık kongresine katılmıştık. Ben o zamanlar suni tohumlamayla filan ilgilenmiyordum hatta arıcılık yapan biri için çok gereksiz bile demişim bir yerde yazıma rastladım, gerçeten ülkede damızlıklar oluştuysa arıcı gerekli arıları alıp kullanır yani hobi arıcının suni tohumlamayla ne alakası olabilir diye gene derim.
Neyse konuya dönelim, konu nerden suni tohumlamaya geldiyse hocalardan birisine suni tohumlama hakkında soru sordum. Hoca o zaman doçent, dediki biz kaç yıldır uğraşıyoruz bu yıl sezon boyu başarımız 3 tane.( bizde ise başarı %100 lere çıkmış durumda %80 altınada düşmüyoruz) ::)
Uygulama yapıyoruz bir hafta sonra ana arılar felç olup ölüyor. Bunu öyle rahat anlatıyor ki anlatamam. Yani başarısızlığı içine sindirmiş.
Şimdi burada iki şey ön plana çıkıyor, hoca bu iş çok zor ve buna bulaşmayın diyebilir.
İkinci seçenek ise yaptığı işi tam bilmiyor. Bana göre ikisi de olmaması gerekir. Bir işi birileri yapıyorsa, senin elinde ünüversitenin tüm imkanları var ve başarısız oluyorsan ve bunu sineye çekiyorsan, ne diyelim ki?
İyi ki biz yıllar sonrası bu işlere başladığımızda böyle bir hocayı dinlemedik. Düşünün üniversite bu işi başaramıyor, yabancı ülkelerde sıradan arıcılar aletlibdölleme yapıyor, böyle bir ikilemde, sen ne yapabilirsin, hemde hiç bir eğitim ve ekipmanın tam değil bu işe girişiyorsun::))
Öbür tarafta bakıyorsun, yabancı ülkelerde arıcılar yapabiliyor. Yabancılar ileri bizler geri zekalımıyız, bizim eksiklerimiz nedir? Bunda bir gariplik yok mu?
Sadri abi Ordu’ya suni tohumlama aleti tanıtmaya gitti. Orada bir başka hocayla görüşüyor, diyor aleti hesaplı ucuz vereceğim, herkes öğrenip suni tohumla yapsın, hoca diyor ki neden ucuz veriyorsun, bu işi herkes öğrenip yapmasın. Evet bunlar bizim eğitim veren hocalarımızın genel mantığı, gerçi bu örnek tüm hocaları kapsamıyor ama böyle ülkede gelişim olur mu?
İstediğin kadar isimlerin önüne Dr.Dç. Prof. koy…………..
Biz bu işlere girdiğimizde yıl 2009 du. Bir çok kişi bizimle kafa yaptı. Benim tarzım ise, önceden ne yapacaksam açıklayıp sonra yola koyulmak. Bu güne kadar ne dediysem de yapmışım.Bu tarz meselesi tabiki::))
Bu yüzden acayip eleştiri alan biriyim öyle basit eleştiriler değil, başta bu adam salak, deli, amele, geri zekalı filan gibi benim için laflar edenlere, söyledikleri lafları yedirmezmiyim, bunları söyleyenler, aslında kendilerinimi tarif ediyorlardı?
Şimdi deli ve geri zekalıyı gördünüzmü::)))
Şimdilerde zevkle onları izliyorum.
Bu kadar giriş yetermi? bence yetmez ama şimdilik yeterli.
Birde bu dost mevzusunu irdelemek lazım ama konu raydan çıkar, insanlar birileyle tanışıp hemen dost oluyorlar, böyle bir dostluk yok, olmazda. Dostluk uzun süren arkadaşlıklardan sonra oluşur. İnsanların iki elin parmakları kadar ancak geçek dostları olur, bu kişiler en zor zamanlarda yanınızda bulunur, düşmeden veya düştügünüzde her türlü fedakarlıklar edip sizi ayağa kaldıran kişiler, sizin dostlarınızdır
Suni tohumlama işlerine girişimiz ve alet bölümü 1.5 yılımızı almıştı, kullanılabilir bir aletle işe başlamamızla birlikte sezon gelip geçti, bir sürüde eksiklikler çıktı, ertesi seneye daha iyi hazırlanmak için gece güzdüz ne kadar bilgi varsa araştırdık, bazı konuları uygulama sonrası direk Mehmet Yüksel’e iletip Dr.Schley’e veya emiye sordurup ertesi gün cevapları alıyorduk.
Biz çalışmalar yaparken tüm yapılanlar olumlu veya olumsuz masaya yatırılıp, üzerinde araştırmalar yapardık akşamları msn den. Mehmet Yüksel’de teorik olarak tüm bilgileri öğrendi sadece uygulama yönünü merak ediyordu bu merakını izine gelince giderdik.
Emmi söz verdiği halde, Mehmet Yüksel’e bu işi göstermemiş, biz gösteririz deyip planlar yapıldı.
Gene bu işin doğasına aykırı bir plan yaparak bunu gerçekleştirdik.
Bu işin doğasında arıcıda arılarda streste olmamalı.
Almanya’da damızlık üreticisi ve eyalet arıcılar birlik başkanı Emmi’nin uygulamaları söyle. Bunuda Mehmet Yüksel vasıtası ile öğreniyoruz tabiki, ben soruyorum, suni tohumlamadaki püf noktalar nelerdir, 25 yıldır suni tohumlama yapan Emmi, cevap veriyor.
Koloni hazırlanıp tohumlama yapıldığında o kovanı ben 6 gün hiç rahatsız etmem, yani 6 gün kovana el sürmüyor, biz tohumlanacak kovanı 300 km götürdük, 2 saat sonra bu analar tohumlama girdi, üç dört saat sonrada alıp 300 km geri getirdik, ertesi gün bir 25 km daha götürüp ağzını açtık. Kolonideki stresi düşünebiliyormusunuz.
Efendim bu iş laboratuvar ortamında olur, her önüne gelen yapamaz diyenlere daha önce demiştim bu işi ben her yerde yaparım diye.
Bu sıra bir başka şey duymaya başladım, efendim bu işleri yapabilmek için formüli bilinmeyen bir ilaçtan bahsediliyor, o ilaçlar olur ise bu işi başarırsınız. Formili ver yok olmaz, ben size ilaçı veririm kullanırsınız filan gibi. Madem çok yardımseversin, neden formili paylaşmıyorsun, ingilizce ve tıbbi terimleri bilenler formüli Suzan Cobey’in videolarından alabilir. Biz ilk yıl dezenfektan olarak etrafı zefiran ile temizledik. İğnenin ucunu dumansız oldugu için alkol ile yaktık. Ana arıyla temas edecek parçaları bildiğimiz serum fizyolojik ikle temizledik. Bu yıl sadece seruma bir ilaç karıştırdık, onunda görevi iğne veya cımbız tarafından bir yaralama ve çizilmede enfeksiyon kapmamasına yarıyor.
Mucize formül filan hikaye. Başımızdan bu yıl geçen bir olayı anlatayım, Sadri abi dölleme yaparken spermi taşırdı, tam giremedi. Taşan sperm toplanıp, ana arıya verildi bunun kesinlikle yapılmaması gerekiyor, kurallarda böyle der.
Muhteşem abide dediki, bu kesinlikle yanlış, hijyen bu kadar önemliyse ve taşan sperm ana arıya zarar verecek. İşin garip tarafı o postada uygulamaya giren 4 ana arının en erken yumurtaya başlayanı sperm taşırılanı oldu. Başımızdan geçen bu hadiseler, bizim için ayrı bir öneme sahip. Bu bizim açımızdan acayip bir delildir.
Bakın evin balkonundaki masaya aleti kuruyorum, Enes Emin erkekleri hazırlıyor, Mehmet meraklı bir şekilde yaptıklarımızı izliyor, birazdan Mehmet Yüksel sahne alacak.
Bir gün öncesi akşam üzri kafeslenen erkek arılar gene aynı erkek üretimi yapılan kovanla Mehmet’lerin köye taşındı. Erkek arılar kovan ortamından çıktıklarında en fazla yarım saat sonra ölmeye başlıyorlar, suni tohumlamada çok sayıda erkek kullanılacaksa, genelde az az alınıp bittimi tekrar alınıyor, yoksa kenarda beklerken kovan ortamı olmadımı ölüyorlar.
Birde damızlık erkek kovanları sabah veya hava kararıken açmak lazım, günün ortasında erkeklerin uçuş saatinde açarsanız tüm erkekler havalanır ve bir çogu geri gelmez, gelenlerin içine başka bilmediğiniz erkek arıda karışabilir. Bunun içindirki erkek üretimi yapılan kovanlarda siz istemedikten sonra erkek arılar dışarıya gidemezler. Suni tohumlamada elinizdeki kayıtlar ancak böyle sağlıklı bir şekilde korunur, elinizdeki saf kimin kızı, hagi saf erkekler ile sperma kesesi dolduruldu bilmek zorundasınız.
Ben gerekli orandaki spermi topladım, artık sahneyi Mehmete bırakıyorum, ana arı bayıltıldı, pozizyon ayarlandı, sadece yavaş yavaş girilip sperm verilecek, yani top penaltı noktasında::))
Mehmet ana arıya sperm verirken, bu bölümde ani hareketlere dikkat edilmeli, eliniz aletin bir yerine çarparsa, ana arı sakatlanabilir, mesala cımbıza çarparsanız, çarpma degil kontrolsuz dokunma yeterli, ana arının iğnesini koparabilirsiniz, şırıngaya bilinçsiz dokunuz, cam iğneyi kırıyor, onun için gayet sakin olunmalı, daha sonrası zaten aynı soför gibi oluyorsunuz, ilk zamanlarda vites kolunu bakarak degiştiriyorsunuz, hatta debriyaj veya firene bakmaya çalışırsınızya aynısı oluyor. İlk yıl bir sürü iğne kırdık, bu yıl kaç kişi alette çalışmasına rağmen hiç iğne kırmadık.
Penaltı atıları bitti, zaten bu işin en önemli püf noktası, ana arıya girdiniz, sperm verdiniz taşmıyorsa, işlem bitmiştir tam yerindesiniz, zaten açılar tutmuyorsa, kasılma varsa perm gitmez veya taşar, sperm gidiyorsa tam yerindesiniz, işlem tamam yani.
Mehmet dediklerimizi uyguladı, şırınga geri çekilirken baskı alınır, şırınga sperm verme kolu tersine çevrilip ana arıdan çıkartılır, bu hareketi yapmaz iseniz şırınga çıktıgında bir miktar sperm dışarıya boşa akacaktır.
Biz işleri bitirip ana arıları bölmelerine verdiğimizde aletin üzerinde bir işçi arı vardı. Deredini anlayamadık,heralde aleti merak edip görmek isteyenlerden, memlekette alet görmek isteyen o kadar çok meraklı var ki. Hepsine sırası ile gösterilecek.
Suni tohumlam bitti, Mehmet’e birde sperm nasıl alınır onu tarif edip uygulattım. Suni tohumlamada en çok zaman ve dikkat isteyen iş sperm toplamaktır. En ufak dikkatsizlik aldığınız spermi mafeder, ilk başlagıç hepsinden önemli, serum ile sperm arasında 2-3 mm boşluk olmalı(hava), bu boşluktan sonrasi spermi oluşturmak hepsinde zor, bazen bunu oluşturuken en az 5-6 erkek spermi boşa gider, yada seruma karışır. Erkek tuttuğunuz el kesinlikle yerle temaslı olmalı, boşlukta tutarsanız dengesizlik yapıp sperm yerine mukus denilen beyaz tabakayı çekerseniz ve iğne tıkanır, ayrıca bu beyaz tabakayı ana arıya verirseniz ana arı ölür. Sperm, mukus tabakası üzerinde hafif pembemsi bir renkte çok ince bir tabakadır. Eliniz zaten yerde sabit yavaş yavaş iğneye yaklaştırıyorsunuz, temas sağlandığında şırınga kolunu çevirip spermi çekmeye başladığınızda sperm kesesinide hafif ir şekilde iğneden uzaklaştırmak gerekiyor, yoksa mukusa dalıyorsunuz, hafif uzaklaştırdıgınızda mukus tabakası üzerinde bulunan tüm sperm iğne tarafından acayip kolay bir şekilde vakumlanıp emiliyor. Bunu şöylede izah edebilirim, yumuşak bir şeftali var bunu yerken üstünüzü başınızı ellerinizi mafedersiniz. Bir noktadan emmeye başlayıp, şeftaliye yumulmayıp biraz uzaklaştırıp emmek gibidir, erkek arının mukusu üserindeki spermi toplamak.
Hedeflediğimiz uygulamanın her aşamasını Mehmet Yüksel ile yaşadık.
Eskiden bu akşam uygulama var denildiğinde içimde bir tasa sabahtan akşama kadar acayip gerilirdim. Şimdi ise bunlar benim için sıradan şeyler, yanlız tüm planlar düzgün yapılmalı, erkek arılar doğduktan 15 gün sonra sperm verirler, özel beslenerek yetiştirilen erkek arıların spermi daha çok olur. Ana arının tohumlanacagı gün doğduktan 10 gün sonrası olursa çok rahat giriş oluyor, biz ilk denemelerde 6-7 günlük arıları uygulamaya sokmuşuzbunlar zaten yaşamadılardı.
Ben öğrendiklerimi paylaştıkça, acayip dostlar, arkadaşlar ve imkanlara kavuştum, önümüzde acayip kapılar açıldı, onun için benim hakkımda kimin ne dediğinin önemi yoktur, zaten hakkımda haksız yere olumsuz işler yapanlar ile bir gün hesap görülecek. 10. Gün tohumlanan ana arılara şırıngada zikzak bile yapmaya gerek kalmıyor, daha erken tohumlamalarda, ana arının iğne tarafından 1 mm girdikten sonra, şırıngayı az bir şey ucunu sola doğru kaldırıp 0.5 mm daha giriliyor. Bu zikzakn yapılmadığında gene iğnenin ileri gitmiyor ve ana arının valf denilen parçasını, parçalayıp ana arının ölümüne neden olunuyor. 10. Günde yaptıgımız uygulamalarda bu zikzak işleri hiç sorun olmadı, yada bizim aletteki açıvalfin altına girip, sperm kanalına doğrudan giriyor.
Hani hep dua ederimya, Yarabbi, bana ne vereceksen, her şeyin hayırlısını ver diye….
Misafirliğimiz ve eğitim o kadar yoğun geçtiki hiç boş duramadık dersem yalan olmaz. Tabiki aç kalmadıki güzel yemekleri hangi arada götürdük hatırlamıyorum. Mehmet ve babası ve aile bireyleri ile vedalaşıp evimize geri döndük. Sabah 7 de Bolu’ya hareket edildi, 11 gibi Mehmetlerin köydeyiz, akşam 7 gibi dönüş başladı, gidiş dönüş 600 km üstü yol.
Mehmet izin dönüşü Gebze’den geçiyor, bende ne işim varsa gece yarısı onların girdiği park alanındayım::))
Gece 4 gibi, kalkıp otobandaki oto parka girdim, saat 6:30 gibi Mehmetler geldiler, hiç durmayalım yoksa köprüye takılırız dediler. Kısa bir hoş beşten sonra verdiğim hediyeyi enişte Mustafa’dan geri aldım. Nerde kavanoz bulsa bal tutan parmagını yalar diye yalanmaya başlıyor. Kavanozumu yalatırmıyım sana be::))
Özel hadiyelerimizi taktim ettik, inşallah bu hediyeler ileride karşımıza çıkacaktır, Mehmet’e ne kadar teşekür etsem azdır, kendisine o kadar minnettarım bilemezsiniz.
Bal tutan her zaman parmagını yalayamaz, karşıya geçip fotograf da çekebiliyor::))
Dostum Mehmet Yükseli ugurluyoruz, yolunuz açık olsun, yeniden görüşmek üzere güle güle gidin diyorum, Mehmet camı açıp seneye görüşürüzzzz abi deyip basıp gidiyor.
İnşallahhhh……….
Taşımalı eğitimin sonu nasıl oldu diye merak ediyorsunuzdur, bunca stresten sonrası 3 ana arıdan biri bir gün sonra kayboldu. Birisi bir hafta sonra kayboldu. Birisi ise yumurta ayıp yavru kapattı, bununda sağ arka ayağını işçiler sakatlamış, açıp kapatmıyor sürüyerek yaşıyor, bu gibi durumlarda sonradan düzelme olabiliyor, düzelirmi bilemiyorum. Bunların benim için aslında hiç önemi yok, hepside ölse, hepside yaşasa bir şey ifade etmeyecekti, biz kendimizi kanıtlamışız, önemli olan dostum ile nazari bilgilerimiz ile uygulamaları birleştirmekti. Olayın başına dönersek, bir üniversite bir sezon ugraşıyor, toplam üç başarı var, bu kadar karmaşa içinde biz 3 taneden bir başarı, bölmeleri köyde bıraksadım durum mutlaka degişirdi.
Burada bir başka şey payaşmak istiyorum, yeni çiftleşen analarda bu var, fakat suni tohumlama yapılanlar gibi takip etmediğimiz için fark edemiyoruz. Bu olayı ilk olarak ana arı üretim kursunda duymuşltum, o günden sonra daha dikkatli baktıgımda kılavuz yumurtanın ne demek oldugunu daha iyi anladım.
Tohumlanan ana arılar yumurtaya direk başlamıyor, bir iki veya üç beş, yumurta atıyor, sonra ara veriyor, bu ara verme bie ikigün sürebiliyor, peşinden seri yumuta atmaya başlıyor, ilk attığı yumurtalara kılavuz yumurta deniliyor.
Yumurtaya başlamış yeni çiftleşmiş bir ana arı yumurtası kontrol edilirken süt içinde kalmış larvalar görürsünüz onlar kılavuz olanlardır.
İlk klavuz yumurtalar kapanmış durumda kademeli olarak diger yavru durumu devam ediyor.
Bu işi herkes yapamaz ve belli formilli ilaçlar kullanmaısınız , ve ayrıca labaratuvarda olacaksınız diyenler iyi baksınlar, bu denilenleri ters düz etmişiz::)))
Artık kimseye ne verirseniz yemiyor, yeni arıcılar artık her şeyi sorğuluyor, zaten sogulamalılarda. Arıcılıkta saf nedir, F1 nedir bir öğrensek çok şey degişecek.
Bir ilki gerçekleştirdik, taşımalı arıcılık eğitimi yapıldı, sonuç mu?
Yukarıda…………..
Etiketler: ana arı dölleme, ana arı suni tohumlama, erkek arı spermi, sperm toplamak, taşımalı arıcılık egitimi
Ana arı tohumlama ve dölleme, anaarı suni tohumla, Arıcılık Bilgi Merkezi | Yorum Yok »
BAL HASADI, İSAKLI KÖYÜ YUSUF ŞİMŞAK ARILIĞI
Ekleyen, Ali Türk on 11 Eylül 2012 – 18:52 -
8 Eylül 2012 tarihinde, Yusuf Şimşak’gın arılığında bal hasadındayız. Arılar ve arıcı gerekeni yapmış, sonuç resime yansıyor. Bir çok arıcı gerekeni yapıyor arılarda iş olmayabiliyor, paylaşımın içinde onuda bahsedeceğim.
Cumartesi bana göre biraz geç kaldım diye, kavaltıdan sonra acele etmeme rağmen Yusufun yazlığa vardım. Bahçede araba yok ortalıkta kimse yok, zili çaldım cevap yok, dedim bunlar heralde arılıkta işe başladı, arılığa çıkıyorum gene kimse yok. Biraz sonra Yusuf gözlerinin ovuşturarak arılıga gelip hoş geldiniz dedi::))
Demek ki erken geldik.
Bu esnada yolun kenarında kavunlar bitmiş, şimdilik daha kelek.
Sonra kavaltı işleri başladı, biz tokuzda hanedekiler kavaltı yapacaklar. Beklerken Yusufun eniştesi Namık geldi, hoş beş ettik, bana sordu, sen ne yapıyorsun niye geldin filan, dedim bir kaç kovan arım var hobicilik yapıyoruz, Gebze belediyesinde çalışıyorum filan. Bir ara Namık Yusuf’a sordu hani usta gelecek diyordun bu hobiciymiş acayip gülüştük. Namık hala arıcı olduğuma inanmıyor, işe girişildi Namık maske, eldiven çizmesini giyindi, biz normal kıyafetle bal hasadına başladık, yav bu nasıl hobicilik?
İyiki şortumu götürmemişim, Namık hepten sinir kirizleri geçirecekti::))
Bizi çekemeyen bazı arıcılar var, hani çift kat pantolon, eldiven çizme, birde maske altına fes giyenleri kastediyorum, bizlere acayip baskı yapılıyor, dayanacak gücümüz kalmadı ama, bizi baskıların yıldıramayacağını bir türlü öğrenemediler tabiki::)))
Bu bal hasadı en az bir ay gecikmiş. Bir çok kovanda sırlanmayan açık ballar alt katlara çekilmiş. Hasat gecikince çıtaları çekmek beni çok zorladı. Çıtaların bir kaç tanesi bozuldu, bir tanesi dagıldı. İlk çıtayı çıkarabilsek gerisi biraz kolaylaşıyor, ilk çıta çok zor çıkıyor. Aldığım balları ilk olarak Namık boş kovana koymaya başladı ve çıtalar elimde askıda kalmaya başladım bu böyle olmaz. Hemen kadroda revizyon yapıldı, Yusuf balları istiflemeye,enişte Namık resim çekmeye geçti, benim Enes ise video çekiyor. Elimizde 5-6 ayrı kovandan bal hasadı videosu var, resim işi biraz zayıf kaldı. Asıl rsimler Yusufun makinada. Bende iki makina vardı ve video çeken makinanın hafıza kartı dolunca Enes resim almaya başladı.
Arılar balı sırlamış, nektar kesilince açık balları alt katlara indirmişler, biraz erken hasat yapılsaydı, daha çok bal alınabilirdi. Hemde çıtalar daha kolay çıkardı.
Bir ara baktım bir yerde arılarda hareket var, bir gittim, iki kovanın altı arı dolmuş. Dedikki bir yerden terk edip gelmiş burada bekliyor. Biraz araştırma sonunda bunların başka yerden gelmediği, yağmalanıp aç kaldıkları için dışarıya çıkmışlar, yani bu kovanın arısı. Anası var, içeride gıram bal yoktu. Bir kovana silkeledik, bir yavrulu birde ballı çıta verip ilk etabı tamamladık, hala bala ihtiyacı var ve bu koloninin anası bana göre en kısa sürede degişmeli, bu anadan doğan işçiler sonuçta bu kovanı savunamazlar, gene yağmalanır. Ben bu tür kovanım olursa ana arıyıda degiştiremiyorsam, başka kovanlardan yavru degişimi yaparımki, kolonide başka karekterde işçiler olsun ve koloniyi savunsun.
Bu salkımdaki arıları kovana aktarırken video çekmişiz, Yusuf Enes Emine çek çek, tırsık arıcılar nasıl arı aktarılırmış görsün demiş::))
Tırsık arıcılar, nasıl bişi acaba::))
Bal hasadı devam ederken bal nakilleri oluyordu, ben dolayısı ile bazen boşa çıkıyordum, zaman kıymetli değerlendirmek lazım::))
Böyle bir şeftali agacı olamaz, sanki yıkılıyor, bir ara biri bana yorum yazmıştı, eleştiriliyordum, birisi meyveli agacı taşlayan çok olur demişti, bir başka yorum vardı orada acayip hoşuma gitmişti, bana demiştiki, meyveli ağacın sahibi çok olur.
Bende o ata sözüne istinaden bu meyveli ağaca sahip çıktım, meyvesi çok zarar görmesin diye yükünü hafifletiyorum.
Bu mevsimde böyle bir manzara. Allah ekip dikene, meyvesinden istifade edenlere zeval vermesin.
Arılıkta Yusuf’un babasının kardeşinin ve eniştesinin kolonileri var. Bu ballar Yusuf”un arılarına ait.
Yusuf kardeşimiz, zevk ile balları istif ediyor. Görüntüler süper.
İş yarı oldu, fakat bir taraftan yoruluyoruz, bir taraftan acıkmaya başladık ama yemek molası verirsek bu iş bitmezdi, çok az bir ara öğün yapıp Yusuf’un kardesinin arılarına geçtik, hala arıların sahibi piyasada yok.
Aldığımız balları kasalayıp ayırdık, son demlerde yusuf’un kardesi Selim arılığa geldi. Eniştesine akıl veriyor, arıcılık yapacaksan benim gibi yap, bak hangi kovanlar benim bilmiyorum bile, ballarım ayrılmış, işi yusufa bırak gerisine karışma diyor::))
Boşluklarda gözümüz bir şeylere takılıyor, balıklardan acayip ızgara olur filan diye içimden geçiriyorum::)
Bir tanesi bir kişiyi tam doyurur be.
İlerleyen zaman içinde Yusuf’un babası Ahmet amca geldi. Ahmet amca şekersiz çay içiyormuş, kendisine bunun aslı varmı dedi, hayatımda bir şekersiz çay içmeyi beceremedim dedi. Şakersiz çay içiyormuşun dedim, bal varken niye şeker koyayım dedi::))
Yazlık tam doğa çiftliği, tavuklar horozlar, hindiler, ördekler, sadece at eksik sanki. Birkaç çeşit köpek vardı.
Pekin ördekleri.
Hasadın en üzücü bölümü ise enişte Namık arılarında yaşandı. Baharın 5 kovan arı almışlar, alındıklarında zaten 10 çıta ful arıydılar. Arılar 3 kata çıkmış, bal hasadına başladık, kovanı açıyorum çıtalar sırlı gözüküyor. Çıtayı çektim incecik bir sırlı bal kemeri var altı boş. Hemen öbür çıtayı çektim gene aynısı, derken öbür kovanlardada durum aynı, üç kasa bal alındı tolamda 15 kilo bal ancak çıkar. Namık o gün yıkıldı, aldığımız bal kasalarını depoya taşımadı arılıkta kalmışlar, bu gün Yusuf ile görüştüm, ballar orada kalmış, iki kasayı arılar yagmalamış, kalan diğer kasada 5 kilo bal ancak var diyordu Yusuf Şimşak. Aynı arılık genelde aynı güçteki arıların topladığı bal acayip farklı, 5 kovan arılıktaki diğer kovanlardan birisininki kadar bal toplayamış. Arılar saldırgan ve çok geç kldığımız için en altlara giremedim, girsen ne olacak en fazla 4 ballı çıta ancak alınır genede rekolte çok düşük. Selim ise felaket kafa yapıyor, eniştesi Namık’ı tam çökertti.
Birde demezmi iyiki eniştenin balları sona kalmış, yoksa bunu akşama kadar nasıl çalıştıracaktınız?
Geçmişte Namık ağaçlardan oğul topluyordu. Namık ise bahardan bu tarafa arılara yaptıklarını anlatıyor, Selim arka taraftan bu örgüt itirafçısı gibi diye dalga geçiyor. Namık daha çok yol katetmesi lazım. İki ayda arıcı oldum sanyordu.
http://ysimsak.blogspot.com/2012/05/50-kzlar-ataga-kalkms-bir-koloni-beni.html
Ne oldugu belli olmayan ırk arıyla çalışan arıcının feryadı, hepimizi üzdü. Arka planda yYusuf çalışmayana bal yok ……..
http://www.dailymotion.com/video/xtgwkr_yrky-belli-olmayan-arylar-ve-husran_animals
İzleyin::))
Namık üzgün ve teselli etmemiz uzun zaman aldı, bu arada ızgara faslı başladı ve sofranın kurulmasını bekliyoruz. Yusuf, ızgara konusundada 10 numara.
Yemege geçildi, ızgara tabaklarını en çok çalışanlar olarak ben ve oğlum Enes Emin önümüze aldık. Kimse elini uzatamadı::))
Güzel bir gün ve bal hasadı oldu. İşlerin tamamını bitiremedik, Ahmet amcanın balların bir kısmı ertesi güne kaldı. Yemeklerimizi yedik, yapılacak bizlik iş yok, siz hoşçakalın dedik.Birde sır almaya kalırsak burada sabahlarız diye, kirişi kırdık::))
Selim eniştesine hala takılıyor, üzülme bensana iki çıta bal verecem diye::))
Gerçekten çok enterasan oldu, 5 kovan arıdan şu resimdeki gibi bir tane çıta çıkmamasına ben bile acayip üzüldüm. Bir ara Namık balları kasaya koyarken diyorki, bu çıtada 100 gr bal yok, bu çıtaları niye alıyorsun, ne yapayım dedim arıların bunu yapmış.
Yusuf ne bulursa bize ikram etmeye başladı. Bizim pinti bir hocamız var, inşallah bu resimleri görüp utanır, her neyse. Görgüsüzlük olmasın diye elmaların ve aldığımız fındıkların resimlerini çekmedim.
Evimize geldik bir ara burnuma kestane balı kokusu gelmeye başladı, bir gittimki ne göreyim. Enes Çıta balı doğramış. Buna benze bir çıta vardı, geçenlerde müdürümüzde petekli bal istedi, bende evdekini vermek zorunda kalmıştım. Balın başına bir şey gelmesin diye, Enes Emin bala dask sigortası yapmış::))
Bal görünüşü benbeyaz gibiydi tadına baktım gayet acı, bu sene kestaneden güçlü arılar güzel bal çekmişler.
Bu hafta sonunun hasadı, bal hadadı gibi güzel geçti, bal, fındık, elma, karpuz ve gelecek senenin tohumluk salatalığı bile yılın envanterine girdi::))
Yusuf Şimşak ve ailesine sonsuz teşekür ediyoruz, nice böyle bereketli bal hasatlarına.
Allah bereket versin, kısa günün getirisi, oldukça iyiydi::))
Etiketler: arıcılık, bal hasadı, maskesiz bal hasadı, sakin arılar, yusuf şimşak arılığı
Arıcılık Bilgi Merkezi, Bal hasadı | Yorum Yok »
BAL HASADI, İSAKLI KÖYÜ YUSUF ŞİMŞAK ARILIĞI
Ekleyen, Ali Türk on 11 Eylül 2012 – 18:08 -8 Eylül 2012 tarihinde, Yusuf Şimşak’gın arılığında bal hasadındayız. Arılar ve arıcı gerekeni yapmış, sonuç resime yansıyor. Bir çok arıcı gerekeni yapıyor arılarda iş olmayabiliyor, paylaşımın içinde onuda bahsedeceğim.
Cumartesi bana göre biraz geç kaldım diye, kavaltıdan sonra acele etmeme rağmen Yusufun yazlığa vardım. Bahçede araba yok ortalıkta kimse yok, zili çaldım cevap yok, dedim bunlar heralde arılıkta işe başladı, arılığa çıkıyorum gene kimse yok. Biraz sonra Yusuf gözlerinin ovuşturarak arılıga gelip hoş geldiniz dedi::))
Demek ki erken geldik.
Bu esnada yolun kenarında kavunlar bitmiş, şimdilik daha kelek.
Sonra kavaltı işleri başladı, biz tokuzda hanedekiler kavaltı yapacaklar. Beklerken Yusufun eniştesi Namık geldi, hoş beş ettik, bana sordu, sen ne yapıyorsun niye geldin filan, dedim bir kaç kovan arım var hobicilik yapıyoruz, Gebze belediyesinde çalışıyorum filan. Bir ara Namık Yusuf’a sordu hani usta gelecek diyordun bu hobiciymiş acayip gülüştük. Namık hala arıcı olduğuma inanmıyor, işe girişildi Namık maske, eldiven çizmesini giyindi, biz normal kıyafetle bal hasadına başladık, yav bu nasıl hobicilik?
İyiki şortumu götürmemişim, Namık hepten sinir kirizleri geçirecekti::))
Bizi çekemeyen bazı arıcılar var, hani çift kat pantolon, eldiven çizme, birde maske altına fes giyenleri kastediyorum, bizlere acayip baskı yapılıyor, dayanacak gücümüz kalmadı ama, bizi baskıların yıldıramayacağını bir türlü öğrenemediler tabiki::)))
Bu bal hasadı en az bir ay gecikmiş. Bir çok kovanda sırlanmayan açık ballar alt katlara çekilmiş. Hasat gecikince çıtaları çekmek beni çok zorladı. Çıtaların bir kaç tanesi bozuldu, bir tanesi dagıldı. İlk çıtayı çıkarabilsek gerisi biraz kolaylaşıyor, ilk çıta çok zor çıkıyor. Aldığım balları ilk olarak Namık boş kovana koymaya başladı ve çıtalar elimde askıda kalmaya başladım bu böyle olmaz. Hemen kadroda revizyon yapıldı, Yusuf balları istiflemeye,enişte Namık resim çekmeye geçti, benim enes ise video çekiyor. Elimizde 5-6 ayrı kovandan bal hasadı videosu var, resim işi biraz zayıf kaldı. Asıl rsimler Yusufun makinada. Bende iki makina vardı ve video çeken makinanın hafıza kartı dolunca Enes resim almaya başladı.
Arılar balı sırlamış, nektar kesilince açık balları alt katlara indirmişler, biraz erken hasat yapılsaydı, daha çok bal alınabilirdi. Hemde çıtalar daha kolay çıkardı.
Bir ara baktım bir yerde arılarda hareket var, bir gittim, iki kovanın altı arı dolmuş. Dedikki bir yerden terk edip gelmiş burada bekliyor. Biraz araştırma sonunda bunların başka yerden gelmediği, yağmalanıp aç kaldıkları için dışarıya çıkmışlar, yani bu kovanın arısı. Anası var, içeride gıram bal yoktu. Bir kovana silkeledik, bir yavrulu birde ballı çıta verip ilk etabı tamamladık, hala bala ihtiyacı var ve bu koloninin anası bana göre en kısa sürede degişmeli, bu anadan doğan işçiler sonunta bu kovanı savunamazlar, gene yağmalanır. Ben bu tür kovanım olursa ana arıyıda degiştiremiyorsam, başka kovanlardan yavru degişimi yaparımki, kolonide başka işçiler olsun ve koloniyi savunsun.
Bu salkımdaki arıları kovana aktarırken video çekmişiz, Yusuf Enes Emine çek çek, tırsık arıcılar nasıl arı aktarılırmış görsün demiş::))
Tırsık arıcılar, nasıl bişi acaba::))
Bal hasadı devam ederken bal nakilleri oluyordu, ben dolayısı ile bazen boşa çıkıyordum, zaman kıymetli değerlendirmek lazım::))
Böyle bir şeftali agacı olamaz, sanki yıkılıyor, bir ara biri bana yorum yazmıştı, eleştiriliyordum, birisi meyveli agacı taşlayan çok olur demişti, bir başka yorum vardı orada acayip hoşuma gitmişti, bana demiştiki, meyveli ağacın sahibi çok olur.
Bende o ata sözüne istinaden bu meyveli ağaca sahip çıktım, meyvesi çok zarar görmesin diye yükünü hafifletiyorum.
Bu mevsimde böyle bir manzara. Allah ekip dikene, meyvesinden istifade edenlere zeval vermesin.
Arılıkta Yusuf’un babasının kardeşinin ve eniştesinin kolonileri var. Bu ballar Yusuf’un arılarına ait.
Yusuf kardeşimiz, zevk ile balları istif ediyor. Görüntüler süper.
İş yarı oldu, fakat bir taraftan yoruluyoruz, bir taraftan acıkmaya başladık ama yemek molası verirsek bu iş bitmezdi, çok az bir ara öğün yapıp Yusufun kardesinin arılarına geçtik, hala arıların sahibi piyasada yok.
Aldığımız balları kasalayıp ayırdık, son demlerde yusufun kardesi Selim arılığa geldi. Eniştesine akıl veriyor, arıcılık yapacaksan benim gibi yap, bak hangi kovanlar benim bilmiyorum bile, ballarım ayrılmış, işi yusufa bırak gerisine karışma diyor::))
Boşluklarda gözümüz bir şeylere takılıyor, balıklardan acayip ızgara olur filan diye içimden geçiriyorum::)
Bir tanesi bir kişiyi tam doyurur be.
İlerleyen zaman içinde Yusufun babası Ahmet amca geldi. Ahmet amca şekersiz çay içiyormuş, kendisine unun aslı varmı dedi, hayatımda bir şekersiz çay içmeyi beceremedim dedi. Şakersiz çay içiyormuşun dedim, bal varken niye şeker koyayım dedi::))
Yazlık tam doğa çiftliği, tavuklar horozlar, hindiler, ördekler, sadece at eksik sanki. Birkaç çeşit köpek vardı.
Pekin ördekleri.
Hasadın en üzücü bölümü ise enişte Namık arılarında yaşandı. Baharın 5 kovan arı almışlar, alındıklarında zaten 10 çıta ful arıydılar. Arılar 3 kata çıkmış, bal hasadına başladık, kovanı açıyorum çıtalar sırlı gözüküyor. Çıtayı çektim incecik bir sırlı bal kemeri var altı boş. Hemen öbür çıtayı çektim gene aynısı, derken öbür kovanlardada durum aynı, üç kasa bal alındı tolamda 15 kilo bal ancak çıkar. Namık o gün yıkıldı, aldığımız bal kasalarını bile depoya taşımadı arılıkta kalmışlar, bu gün Yusuf ile görüştüm, ballar orada kalmış, iki kasayı arılar yagmalamış, kalan diğer kasada 5 kilo bal ancak var diyordu Yusuf Şimşak. Aynı arılık genelde aynı güçteki arıların topladığı bal acayip farklı, 5 kovan arılıktaki diğer kovanlardan birisininki kadar bal toplayamış. Arılar saldırgan ve çok geç kldığımız için en altlara giremedim, girsen ne olacak en fazla 4 ballı çıta ancak alınır genede rekolte çok düşük. Selim ise felaket kafa yapıyor, eniştesi Namık’ı tam çökertti.
Geçmişte Namık ağaçlardan oğul topluyordu. Namık ise bahardan bu tarafa arılara yaptıklarını anlatıyor, Selim arka taraftan bu örgüt itirafçısı gibi diye dalga geçiyor. Namık daha çok yol katetmesi lazım. İki ayda arıcı oldum sanyordu.
http://ysimsak.blogspot.com/2012/05/50-kzlar-ataga-kalkms-bir-koloni-beni.html
Ne oldugu belli olmayan ırk arıyla çalışan arıcının feryadı, hepimizi üzdü. Arka planda yYusuf çalışmayana bal yok ……..
ırkı belli olmayan arılar ve hüsran ile Ali_Turk
İzleyin::))
Namık üzgün ve teselli etmemiz uzun zaman oldu, bu arada ızgara faslı başladı ve sofranın kurulmasını bekliyoruz. Yusuf, ızgara konusundada 10 numara.
Yemege geçildi, ızgara tabaklarını en çok çalışanlar olarak ben ve oğlum Enes Emin önümüze aldık. Kimse elini uzatamadı::))
Gzel bir gün ve bal hasadı oldu. İşlerin tamamını bitiremedik, Ahmet amcanın balların bir kısmı ertesi güne kaldı. Yemeklerimizi yedik, yapılacak bizlik iş yok, siz hoşçakalın dedik.Birde sır almaya kalırsak burada sabahlarız diye, kirişi kırdık::))
Selim eniştesine hala takılıyor, üzülme bensana iki çıta bal verecem diye::))
Gerçekten çok enterasan oldu, 5 kovan arıdan şu resimdeki gibi bir tane çıta çıkmamasına ben bile acayip üzüldüm. Bir ara Namık balları kasaya koyarken diyorki, bu çıtada 100 gr bal yok, bu çıtaları niye alıyorsun, ne yapayım dedim arıların bunu yapmış.
Yusuf ne bulursa bizeikram etmeye başladı. Bizim piti bir hocamız var, inşallah bu resimleri görüp utanır, her neyse. Görgüsüzlük olmasın diye elmaların ve aldığımız fındıkların resimlerini çekmedim.
Evimize geldik bir ara burnuma kestane balı kokusu gelmeye başladı, bir gittimki ne göreyim. Enes Çıta balı doğramış. Buna benze bir çıta vardı, geçenlerde müdürümüzde petekli bal istedi, bende evdekini vermek zorunda kalmıştım. Balın başına bir şey gelmesin diye, Enes Emin bala dask sigortası yapmış::))
Bal görünüşü benbeyaz gibiydi dadına baktım gayet acı, bu sene kestaneden güçlü arılar güzel bal çekmişler.
Bu hafta sonunun hasadı bal hadadı gibi güzel geçti, bal, fındık, elma, karpuz ve gelecek senenin tohumluk salatalığı bile yılın envanterine girdi::))
Yusuf Şimşak ve ailesine sonsuz teşekür ediyoruz, nice böyle bereketli bal hasatlarına.
Allah bereket versin, kısa günün getirisi, oldukça iyiydi::))
Arıcılık Bilgi Merkezi | Yorum Yok »
ARICILIK VE EYLÜL AYI
Ekleyen, Ali Türk on 06 Eylül 2012 – 13:44 -
Bir arıcılık sezonunun daha sonuna yaklaşıyoruz, bir çok bölgede sezon bitti. Benim bulunduğum bölge Marmara genelde bizde sezonun bitişi yılbaşını bulur, şimdi püren açmaya başladı, peşinden koçayemişler açacak, kocayemişler kar yağdığında bile çiçekli olurlar. Bazı bölgelerimiz varki kış boyu 15 derece altına çok az düşür. Hatay, Adana, Mersin, Antalya, Aydın,Denizli, Muğla, İzmir illerimizin düşük rakımlı yerleri.
Bala çalışan arılarımız pürenlik alana indiler. Sıradan kontrollerini yapıyorum. Bu işlemler yapılırken koloni iç düzeni bozulmadan ayarlar yapılmakta, yavruya yapışık açık renk petekler kuluçkalıklardan alınmalı, yavruyu polen ve bal bloke etmiş ise yavruya bitişik olacak şekilde esmer petekli çıta girilmeli.
Bu işler yapılır iken birde laktik asit uyğulaması yaptım.
Aslında laktik asit ve oksalik asit damlatması ve dumanı yavru varken çok etkili bir varroa mücadele yöntemi degiller. Bu asitler kapalı yavru gözlerinde bulunan varroalara tesir etmemekte. Laktik asit uygulaması çok zahmetli bir iştir, çok seri olmanız gerekiyor, hiç çiçek olmamasına rağmen koloniler birbirlerine sataşmadı.
Laktik asit veya oksalik asit ile kapalı yavru varken yapılşan mücadeleler sadece arı üzerinde bulunan varroaları etkisiz hala getirir.
Varroanın yaşam süreci, larva sürecinde petek gözlerine girip, belli bir yavrulama faaliyeti yaptıktan sonra petek gözünü delip işçi arıların üzerinde 4 gün durup tekrar larva bulunan göze girip yaşamını ve üremesini böyle devam ettiriyor, yani kolonide yavru yok ise varroa üretimide durur.
Koloni düzenlemesi yaparken laktik asit uygulaması yapmak bni fazla ugraştırmadı. Az arısı olanlar üç tur, 4 gün arayla laktik asit uygular ise kolonideki varroa olayını kontrolü altına alır. Organik asitlerin bana göre en zararsızı laktik asittir, açık yavrulara geldiğinde bile larvalara ve arılara zarar vermiyor.
Oksalik asitti bir yere damlatın arı kesinlikle gidip onunla temas etmiyor acayip oksalik asitten tırsıyor.
Eylül ayının ilk cumartesi bu çalışlmalara İlhami abi ve Furkan emre eşlik etti. İşimiz bitti bir kaç kovan yagış olursa su almasın diye altına 5×10 kalas koyacagız, körüğü söndürmüştük, biraz yerde kovanı sürükleyince saldırıya ugradık, İlhami abiye bırak uzaklaşalım dedim o bırakmadı, o bırakmayınca bende bırakamıyorum, bende maske yok olan bana ve Furkan Emreye oldu. Ben 4-5 iğne yedim, Furkan elinden sokuldu, İlhami abi zaten astronot gibi umurunde degil, bir daha bırak dediğimde bırakmaz ise eldemirini kafasına yiyecek…
Pazar günü Raşit beyi ziyaret ediyoruz. Hafta içi beni aramıştı. Telefonda diyorki hiç yapmadığım şeyi yapıyorum, dedim hayırdır birde merak ettim, adamın hiç yapmadığı şey neki? diye::))
Trakya da bir arkadaşı varmış zıraat mühendisi. Mühendis arkadaşına diyorki ben gene arıcılıga başladım. Arkadaşıda işin boyutundan haberi yok, buna 5 tane ana arı kargoluyor.
Raşit beyin hiç yapmadığı şey, son baharda arı bölmekmiş, diyorki son bahar geldi, arıların birleşmesi lazım, ben anaları verebilmek için arıları böldüm.Yav bunda ne var ülkemizin zaten bu gelenegi, sende bizim adetlerimize uymak zorundasın::))
Bir koloni katı yada ilavesi, ortadan bölünüp, yanlardan çıkış verilmiş, gerçi katmı ilavemi, kevgirmi belli degil.. Anaların ikisi kabul edilmiş dolaşıyor, iki tanesi hala kafeste, bir tanesinede hala yer bulamamış. İlhami abide bir koloninin anası çiftleşip geldi bir türlü yumurta atmıyor öldüreyimmi demişti bir gün öncesi, bende öldür demiştim.
O esnada telefon geldi bu akşam bana ana arı getirebilirmisin diye, hemen Raşit abi o anayı bana ver dedim. İlhami abiyede dedim sana Avrupalı bir ana arı getiriyorum akşama gel bu anayı kaçırma::))
Akşama oğlu Tezcan gelmiş elinde 50 kaağıt, kıyıp alamadık, Avrupa ana beleşe gitti::(((
Bu arlar bahara çıkarmı diyor, neden çıkmasın, ben sana bir sıkıştırma öğreteyim, bahara degil ertesi senenin bile baharına çıkar, sen kışın bize, bir boza içir hele, bilgi beleş oldumu tatsız tussuz oluyoru…..
Raşit beyin çıtalarının yanakları dikkatimi çekti, bazıları raf pimi çakardı bu sac’tan yanak oluşturmuş.
Hem çıtaya el demirini taktınızmı, çıtanın taşıyıcı bölümü olan eşek elinizde kalmaz::))
Pratik bir el demiri, Raşit beyin kayınpederinden hatıra imiş. Raşit bey babadan dededen degil, kayınpederden arıcı::))
Arıcı el demiri çok pratik, zaten bir çok kişi el demiri yerine büyük tornavida kullanır.
O kadar zaman ve çene çaldıkki anlatamam, bir kahve içmeye gelmiştik…..
Hanımlarda evde konuşuyorlar, ohhh.
Dünya işimiz var bize musade diyoruz.
Ayrılırken Raşit abinin hanımından daha önce sözünü aldığım, bıcılı soğanlar hazırlanmış, bir poşet üretiplik çogaltacağız diye alındı. Bir deneyelim bakalım nasıl olacak.
Dünden kalan arıların düzenlemesini ve laktik asit uygulamasını bitirip, Enes Emin arılığına geçtik.
Patlıcanı patlaktık. Bu resmi facede payşaltım, patlıcan köze konmadan delinmesi gerekirmiş nerden bileyim. Demekki kestanede böyle delmedinmi paylıyor.
Güzel bir çalışma ayrıca piknik oldu diyebilirim. Ramazandan sonra ilk ızgara galiba.
Eylül ayının 3 de çekilmiş bir pürende arı fotosu. Binlerce pürenden ilk açmış ve arı ziyaret ediyor.
Furkanın sokulan eli davul gibi şişti. Ertesi gün şişlik elden dirsege çıktı. Durumu Dr.Muhteşem abime ilettim, şişlik yayılmaya devam ediyorsa alerji iğnesi yapılması gerekiyor dedi ve olayın boyutunu resimle anlatamadım. Muhteşem abi Furkanı Dr.İsmail bey görsün dedi. Dr.İsmail abide acayip birisi çocuklara hiç iğne yazmayı sevmez, alerji ilacına devam etsin yarın ir göreyim olmazsa iğne yapılacak dedi, ertesi güne şişlik inmeye başladı, Furkan Emre de ignnede sıyırttı.
Dr.İsmail abiye göre her varının farklı zehiri olur diyor. Beni uyardı, seni 100 arı sokar bir şey olmaz, bir tek arı sokar, mevta olursun dedi, yav ne kadar çok sevenimiz var::((
Etiketler: arı sokması, arıcı el demiri, bıcılı soğan, laktik asit uygulaması, patlıcan patladı, pürende arı
Arıcılık Bilgi Merkezi, Arıcılık son bahar bakımı, arıcılık ve sonbahar | Yorum Yok »













































