DOST ZİYARETİ

Ekleyen, admin on 31 Ağustos 2010 – 20:35 -

Mehmet Yüksel

İnsanların hayatlarında çok arkadaşları olabilir.

Dost denildiğinde bunların sayısı iki elin parmaklarını pek geçmez.

Dost sizinle sevinmeli, sizinle üzülmeli, sizinle ağlamalı.

Kara günlerinizde yanınızda olmalı.

İyi gününüzde yanınızda çok kişiler olabilir, iş zora düştüğünde yanınızdakilere bakınız, kimler dost o zaman belli olacaktır.

Mehmet’le yaklaşık 3 yılı aşkın süredir sanal alemdeyiz, yüz yüze görüşmemiz bu güne nasipmiş.

Bu sene mutlaka ziyaret edecegimi söylediğimde, zaman konusunu çözememiştik.

Bir kaç gün öncesi telefonla arayıp abi köye 30 ağustos akşamı iftar veriyoruz sizde erken gelirseniz hem gezerim hemde iftar ederiz dedi.

Demek iftar veriyorsun birde davet et bakalım::))

Yaklaşık 310 km yapıp bir köye girdik, köyün isim tabelası yok.

Oturanlara köyün ismini sorduk, içerden burası Ali abi diye Mehmet çıkmazmı.

Hemen ayak üstü sarılmalar hoş beş yapıyoruz.

Düşünsenize 3 yıl her akşam sanal sohbet ettiğiniz kişiyle ilk karşılaşıyorsunuz. Öyle acayip bir duyguki anlatmak zor.

O kadar konuşacaklarınız ve soracaklarınız var ki.

Geçtiğimiz sene Mehmet Yüksel’in babası Sadık amca iki kovan arı alacaktı.

Daha sonra komşuşunun arılarına bakım yapıldıgında bir gün evden çıkamıyoruz, çıkarsak habire ısırıyorlar ve ben arı edinmekten vaz geçtim demişti.

Bende onlara haber vermeden Gebze’den iki adet kovanı akşamdan kapattık, ertesi günü sabah arabaya yükleyip Sadık amcaya götürüp hediye ettim.
Arıları bahçeye indirip, biraz bekleyip musluklarını açtık.

Alt boydan boya elek telli oldugundan zaten arıların bunalmasıda söz konusu degildi.

Kovanları açmışız , kovan başında sohbete devam ediyoruz. Bu koloniler yaklaşık 15 saat kapalı kaldılar. 300 kmyolculuk yapıldı buda 4 saat filan oluyor. Arıları açmışız bize sataşma bile yapmıyor yeri ve kovanı tanıma uçuşu yapılıyor.
Karniyol arısının sakinliğini zaten kimse tartışamaz.
Komşu arılık, bahçeler sınır sınıra.

Mehmet’e arıların sahibi demişki ben pek anlamam bu kovanlardan bal alamadık sen alırmısın.::))

Mehmet’te alırım diyor.

Maske filan gerek yok demiş::))

Bak arılar saldırgan, iyi o zaman maske verin bari.

Eldiven verelim mi? yok demiş::))

Abi diyor kovanı bir açtım bir sağdan bir soldan derken kısa sürede 30 iğne yiyince, eldiven ve çizme varmı::))

Hep duyarmış saldırgan arıları, şimdi ise gördüm.

Bahçelerinde, bir çok ağaç çiçek açmış.

Mevsimdenmi ağaçların sulandığındanmı bilemiyorum.

Bizim Şenol gül nasıl budanır onu anlatıyor, kendisi gül işlerinden iyi anlıyormuş, yeni duyuyorum.

Tüm doslarımızı telefonla aradık, aranacak 2-3 kişi vardı arada kaynadılar, hatta birisini Albay’lığa terfi etmiş durumda, hepsi çok istiyordu ama gelemediler, sadece konuşmakla yetindiler.

Almanya’dan gelen gençlere köy sıkıcı gelebilir. Sıkılan gençler atış talimi yapıyor, bizimki niye sıkıldı da çocukların elinden tüfegi aldı anlamadım.


Anlatmasına göre Şenol ziyarete gelebilmek için gece 4.30da yollara düşmüş, Allah akıl fikir versin.

Eski köy evleri bir çogu boş kalmış durumda.

Dünya kereste harcanarak yapılmış bir ev.

Eve dayalı eskiden harman dövmekte kullanılan düvenler.

Otur otur vakit geçmiyorki.

Hadi koruluğu gezelim diyorlar.

Oruçlu gezi zor be.

Köyde sadece yaşlılar kalmış, hayvancılık yok. Köydeki büyük baş hayvan sayısı 5-6 tane dediler. Resimdeki hayvanlar bile bu köye ait degil. Diz boyu çeşit çeşit otlar ve çiçekler vardı.

Et dolu bir tosun.

Dikkat ederseniz bir sürü çiçek açık.

Yonca, sıyırma ve çok deve dikeni vardı ve hepside açık.

Gebze’ye oranla bir çok nektar kaynagı bu köyde devam ediyor.

Burası meşelik ve köylü tarafından koru ilan edilmiş.

Sadece köylü ev yapar iken direk filan lazımsa ihtiyaç için bir kaç agaç kesebilirmiş, odun için asla kesilemiyor.

Köy tam doğal, başta ayı, domuz, çakal, tilki, ve karaca bol ve avları yasak.

Bir sefer tüfek patlat jandarma köye damlıyormuş.

Gez gezde nereye kadar gezecez,
hadi birde eski harman yerine gidelim diyorlar.

Tüm köy burada eskiden harman dövermiş.

Mehmet dedesinin ilerde oturup etrafı seyretrtiği yere gidiyor.

Bu köyde 80-85 yaşından önce ölen olursa çok genç yaşta öldü denirmiş.


Manzara süper, göz alabildiğince yeşil alan. Karşı tepelerde köyler var.

Aslında paylaşımın ilk resmi, ilerde Mehmet köye döndüğünde arıcılık yaptıgında arıları dizecegi yerdi.

Burası bitki örtüsü olarak çok şahane gözüküyor.


Karşıdabir sürü köy var, Mehmetlerin köy yaylası karşı tepelerin arkasıymış.

Bir kaç saat içersinde köy içini turladık, gezilecek çok yer var ama sırası degil, birz gidip bir dinleniyoruz.

Vakitte geçmek bilmiyorki.

Gidip arıları açalım bari diyoruz.

Körük yakılıyor, arılar açılalı 3 saat oldu, saat 2 de açtık şimdi ikindi zamanı 5 filan.

Mehmet arıların sabrını ölçüyor.

Arı üzerine bastırısanız saldırgan arı anında kıçını yukarı kaldırıp iğneyi geçirir.

Bu karniyol arılar baskı olan yerden uzaklaşmak isterler.

İğnenin tadını daha önceden bilen Sadık amca biraz uzaktan bakıyor. Dedim bal lazımsa alayımmı al arılara şurup verelim dedi.
Bu ballar temmuz ayı içinde Gebze’de geldi.
Yıllardır bu kadar nektar akımı olmamıştı.
Bazılarına göre bu bal şekerle yapılmış, öyle diyenlerin oldugu kulagıma geldi.
Ben kutu beslemesine bile artık bal veremeye başladım.
Bu kovandan iki sırlı çıta bal aldım.

Ben geçmişte bir anaarı kutusu tarafından kafadan 5 iğne yediğimide unutmadım.

Yoldan gelmiş arılara bir bakın, herkes astronat gibi giyinmek zorundamı.

Ben böyle çalışmaktan zevk alıyorum, isteyen istediği arıya kendisini öptürsün ban ne.

Bu kovanı kapatıp öbür kovana dalıyoruz.

Sadık amca olaya artık dahil olmuş durumda.

Bu kovanıda kontrol ediyoruz fakat bal almadık.

Görüntüler burada biz olamayan şeyleri yazıp çizmiyoruzki.

Kitap okuyupta yazıda yazmıyoruz, yaşadıklarımız bunlar.

Hala niye degişik şekilde havlamalar duyuyorum onu anlamıyorum.

Kervan uğurlayıcıları, iyi ürün, sesiniz niye kısık geliyor?
Bir şeylere karşı olanlar sersinler uygulamalarını, dul karı gibi niye dır dır edip duruyorlarki dimi?
Tüm çalışmalarımız sezon başından sonuna kadar gözler önünde, başkaları gibi kovanlara okus pokus yapmıyoruzki.

Bu kovanıda kapatıyoruz.

Arkamızdaki arılar bal kokusunu aldılar.

Hemen kovan giriş musluklarını daraltıyorum.

Arka arılıktan geçen sene 4 kovanı ayı parçalamış.
Ayı işi moralimi bozdu, Sadık amcada yakında Almanya’ya giderse bu arılar ayılar için yem.

Bu senenin kestane balı ve oğul yakalamak için en ünlü karışımı da Mehmet Yüksel’e veriyorum.

Karışımın formülünü alabilmek için neler çektik neler.

Bu karışımı kullanan arıcı, her sene 60-100 arası oğul yakalıyor.

Almanya’da oğul çıkmıyor ama çıkarsa başka yere gitmesin istiyoruz::))

Sadık amcama, maske, körük ve eldiven götürmüştüm.
Yeni bir arıcımız oldu, hadi hayırlısı.
Bu kuyunun suyunda elinizi 1 dakika tutamıyorsunuz.
Normalde kuyu suyu yazın serin, kışın ılık olur.
Bu kuyu buz deryası.
Almanyadan gelme marul, görüntüsü süper.
Mehmet Yüksel’in annesi.
Bahçede birkaç bilip bilmediğimiz bitkiyi bize tanıttı.
Köyde açık çok sıyırma diye bildiğim dikenli çiçek vardı.
Bu diken battıgı yeri şişirir.
Eskiler, kışın hayvanlara bu dikeni saman olarak biçip verirlerdi.
Nihayet vakit doluyor, yavaş yavaş sofranın başına geçiyoruz.
Saatler geçmiyor gibiydi ama zaman akıp gitti.
Resimleri genelde Mehmet’in eniştesi Mustafa çekti.
Abi resimleri bana çektiriyorsun sitede resmim çıkmayacak dedi.
Zaten benim kalfada adamcagızın resmini çekip sitesine koymamış, taa orada bu işe içerlemiş demekki.
Madem sitede çıkmıyorsun ver o makinayı bana ve orada dur dedim.
Sağ olsun çok sevecen biri, gerçi çok gaz veriyorlar köyün eniştesi diye tüm işleri buna yımışlar ama o banamısın demiyor be.
Bizim masanın yemek servisinide yaptı sağ olsun.
Yemekler harika, zaten adı üstünde Mengen dendimi aşçıları meşhur.
Hatta Mehmet’in dedesi uzun yıllar İngiliz konsoloslugunda aşçılık yapmış.
Her işin bir ehli oluyor işte.
Yemek sonrası çay faslı, bir yerdende geri dönüş düşündürüyor. Ne kadar dursakta ertesi gün işbaşı yapılacak.
Mehmet köyüme geldiğimde çok dinleniyorum diyor.
Gurbet gerçekten zor.
Yaşadıgınız yer sizin degil ve size iyi gözle bakılmadığını bir düşünün.
Mehmet Yüksel Ülkemiz arıcılığına büyük katkı yapmıştır.
Bir ülkenin üniversite destekli arıcılık uygulamalarını, kendisi arıcılık yaparak bize aktarmıştır.
Bizim ülkemizde başta üniversiteleriniz adet yerini bulsun diyemi arıcılık bölümleri açıldı bilemiyorum.
Çünkü ürün bazında yapılan iş ortada yok.
Arıcılıktaki bilimcilerimiz, aynı sanalcıların durumuna düşmüş durumda.
Bilim adamıda yabancı eserleri okuyup çeviri yapıp bilgi satıyor.
Sanalın bazı biliriz ayakları yapanlarıda, bu bilimcilerin eserlerini okuyup birde aydınlanıp derya oluyorlar::))
En ünlü bilim adamımız bile etiketi ne olursa olsun, arıcılıgın en az 30 yıl geriside kalmıştır.
Arıcılık her geçen gün hızla gelişme gösteriyor. Arıcılık yapmayan bilim adamlarımız neyi geliştirip size aktaracakki.
Bu sanal çıktıktan sonra bilimcilerinde eskisi gibi birilerini uyutması çok zorlaştı.
Bu bana göre iyiye işaret belki bir şeyler yaparlar diye ümit ediyorum.

Yemekleri yapan abimizede çok teşşekkür ediyoruz.

Artık ayrılacağız, fakat arıların durumu kafama takıldı.
Bu ayılardan kovanları nasıl koruruz diye düşünüp, sonrada zaten balkonu gözüme kesmiştim.
Sadık amcayada durumu anlattım, oda menmun oldu.
O zaman hemen operasyon yapılmalı, yoksa bu kadar adamı nerden bulacaksın ki.
Resimdeki evin üst balkonuna, arıları çıkartıyoruz.

Mustafa ve Şenol kovanlardan birisini ikinci kat balkonuna getirdiler.
Öbür kovanı biz hacıyla getirmiştik bile.
Çıkışlarına beşe on kalas koydum, zaten yeni yerlerinde 5-6 saat kalmışlardı.
Gittiğim yerden bişi almadan gidersem kahrolmam mı?
Mehmet, abi köy tavuğu var bunları kesip yersin dediler.
Yav zahmet olmasaydı filan derken, hacıya dedim aman kaçırma gece gece birde tavuk aramayalım bahçede.
Hemen at tavukları arabaya dimi ne olur ne olmaz.::))

Gezinin en üzücü tarafı ayrılma bölümü, kimse birbirinden ayrılmak istemiyor ama yapacak bir şey yok.

Her şey için teşekkürler ve Allah verdiğiniz iftarı kabul buyuırsun deyip dönüş yoluna koyuluyoruz.


Arıcılık Bilgi Merkezi | 14 Yorum »

AĞUSTOS AYI PAYLAŞIMLARI

Ekleyen, admin on 25 Ağustos 2010 – 08:30 -

Artık anaarı kabul sorunumuz kalmadı. Hiç bir zaman işçi arılara seçenek ve anaarı memesi yapacakları şansı vermemek başlıca kural.
Güle güle git yolun açık olsun, nazar degmesin diye bu mavi numaralı::))
Yeni aparatımız, altan sürgülü, erkek arı kafesi.
Sürgüyü çekip hiç dışarı bırakılmayan damızlıkların üstüne koydugunuzda tüm erkekler koca kafese uçarak çıkıyor.
Fransız arıcılar bu kafesi kullanıyorlar.
Sürgüyü kapat hepsi elinizin altında.
Benim azimli gençlerim, aslında bu yaştan sonra bişi yapacakları yok be::)) sadece mikroskoptan bakıyorlar merak etmeyin bir şey yapamazlar.
Hacıda gözlüklerini takıp, bu işlere merak salmaya başladı.
Alete son balans ayarları verildi gibi, her bakmamızda abi şurası şöyle olsaydı daha rahat ederdik dedimmi, Sadri abi götürüp sorunu halledip getiriyor.
Çok yakında seri üretim olabilir, aletin meraklıları belkide orjinalinin yarı fiyatına bunu temin edecek.
Havalar çok sıcak, varroa mücadeleside bazı kovanlarda acilen yapılmalı, havalar sıcak formik veremiyorum.
Saim abiye bana acil laktik asit getirmesini söyledim, 5 tane geldi. İlk gün İlhami abide arılıktaydı bir tanesini götürdü bize kaldı 4 tane.
Bal hasadı yapılmayacaksa her dönem kullanılacak asitlerden birisi ve en tehlikesizi bu laktik asittir.
Zor yanı 4 gün ararla en az 3 tur tüm çıtalara püskürtülmeli. Kapalı erkek yavruların oldugu dönemde tur sayısı 4 gün arayla 4 tur olmalı.
Tüm filim ve ayrıntılar bu linkte var.

http://www.aribakani.com/forum/index.php?topic=86.0

Muhteşem abi bu sıra canı sıkıldıkça Gebze’ye geliyor derdi nedir bir türlü anlayamadım.

İşin garibi elindeki kafese bakıp gülmesine hayret ediyorum, gülecek ne var bir türlü anlamadım gitti.

Üretmiş oldugu anaarıların bazılarını kutularıyla birlikte bizim arılıga getirdi. Bizde saf erkek çokmuş, Aziz nesin’di galiba memelekette ne saflar var demişti.
Bizim erkekler aptaldı senin getirdiklerine gitsin::))

Zannedersem bana kızıp hıncını hacının bahçeden çıkartmaya çalışmakta. Sanki bahçeye dal yazıyor:)))

Bu poşeti begenmiyor, yok kasa verelim.

Hacı boş kaldığında torunlarına bakıyor. Torunlarıyla oynuyor.
Onu izlemek çok güzel, ben dedelerimin ikisinide göremedim.

Anaarı çiftleştirme kutularında sorun çıkıyor. Bazı kapalı yavruların altında ağ kurdu oluşuyor. Ağ kurdu petek gözlerinden hareket ederken geçtiği yola ağ döşüyor. Döşediği yerdede daha doğmamış işçi arılar oluyor ve bunlar zamanı gelsede doğamıyor. Bende o bölgeleri çiviyle kurtarma yapıyorum.
Dolayısı ile çıtadaki petek bozuluyor. Bozuk olan kısmı maket bıçagıyla kesip çıtayı onarım için güçlü metro kovanlara veriyorum.
Mevsim itibari ile arılarımız artık beyaz peteklere nedendir anlamıyorum bakmıyorlar.
Sanki özel bir neden var ve açık renk peteklere yavru koymuyor koyu renk petek varsa bal koymuyor ve hatta işçi arılar üzerinde dahi gezmiyor.
Bu hadise temmuz ayından sonra başlıyor.
Resimdeki çıtada bunlardan biri yogun bal şerbetiyle çıtalara yükleme yapılıyor, koyu renk petek doldurulup sırlanmış, tamir edilen beyaz kısımda bal yok, bir kaç tane yumurta atan anaaarı tamamınada yumurta atmamış.
Bunu daha öncede belirttik, kovanlardaki beyaz petekler dışarı alınmalı, koloniye son baharda koyu renk en az iki posta yavru çıkmış petekler verilmeli.
Yavru arasına ise kesinlikle gene kabarmış beyaz petek verilmemeli bu anaarı kaybına neden oluyor.
Beyaz petekle kovanı ikiye bölersiniz.
Bir tarafta anaarı var, digerdekiler anaarı yok diye meme yapar ve eski anaarıyı kaybedersiniz.
Bu defalarca arıcılarımızın başına gelmiştir.
Koloninin petek ihtiyacı varsa koyu renk petegi en son yavrulu çıta sonuna koymalı.
Ramazanda hiç bir iş yapamıyoruz.
Zorunlu işleri halletmek bile herkesi bitiriyor.
Ormandaki kovanlardan birisinde anaarı yoktu. Bir hafta sonra anaarı götürebildim.
Anaarı verdiğimiz kovana bir iki kovandan yavrulu çıta verdim, gözlemim ise ormanda boş çıtalara bal çekmişler, püren açmak üzere bekliyor iyice ağarmış durumda.
Arılarımız gücü bu sene yerinde, istediğimiz gibi olmasada başkalarıyla karşılatırdıgımızda bu nufus bal toplamak için yeterli.
Zaten yavru durumu iyiydi, polende geliyor kek vermemiştik. Kovanlarımızda bal ve boş alan mevcut.
Fakat kısa sürede komşu arılıklardan açtıgım kovanlara yagmaya geldiler. Çok kısa mesafede 500 kovan var. Bunların birbirine yakınlıgı bana en uzagı 300 metre yok.
Yörüklerin çadırının dibindeki arılık, yaklaşık 100 kovan var.
Çerkeşli köyünden Mitat abinin arılar, ve birlikte hareket ettikleri bir hocanın arılıgı bana 50 metre uzaklıkta. Resimin ortasındaki işaretli yerdede benim arılar var.

Bizim başkan Kadir Gürkan’nın iki senedir arı koydugu yere İzmit’ten yüklü miktarda arı getirilmiş.

Sagdaki tepenin üstündede bölgemizdeki radarı görüyorsunuz.

Bu radar bazı entrikalara sebep olmuştu.

Arılıga araçla girip çıktık, sahiplerinden kimse yoktu, arılıkta çadır ve baraka kurulu.

Hemen yan tarafındaki ormanda, orman işletmesine çalışan Denizli köyünden işçiler vardı onlarla görüştüm. Arıların sahibi Trabzon’lu birisiymiş, denk gelirse bayramdan sonra bol vakit bulur isek tanışırız.


Arıcılık Bilgi Merkezi | 2 Yorum »

SON YAPILANLARIN BİR TOPARLANMASI

Ekleyen, admin on 17 Ağustos 2010 – 13:00 -

Ağustos ayının biri ve Muhteşem abinin bahçeyi denetliyorum.

Güller süper, harika görünüyor.

Fakat gül seyretmekle karın doymuyor.

Muhteşem abim o keleklere nasıl kıydın desede, keleklerden birisinin yarısını kendisine kendi istegimle ikram etmişim.

Keleklerin akibetini gören Muhteşşem abim olmamış kabak karpuzları gizlemeye çalışıyor.

Merak etme kavunun olmamışı yenirde karpuzun olmamışı yenmez::))

Gidişimizin birinci günü, bahçe denetlemesi ve bal süzülecek deponun ayarlanması filan derken öğlen oldu. Öğleden sonra gidip 20 kovanın ballarını alıp, münübüsle buraya getirip akşama kadar süzdük gece ise petekleri kovanlara geri verdik.

Gece ise ben arıların önünde yattım, yan tarafımız dere sivrilerden bir türlü rahat edemeyip gece yarısı maskeyle uyumaya karar verdim.

Gecede olsa bu sene maske giydim yani::))

Ben arazide kalmaktan hiç bir zaman çekinmem, hacı ise yerde yatamıyor, nedendir bilmiyorum münübüsü ona tahsis ettim.

Kalfalıga yükselen Muhteşem abim gayet neşeli. Hacı ise körükçülüge terfi etti. Bunların kaderleride kader benim gibi melek birine düşmek herkese nasip olmaz.
Allah kimseyi kötülerin eline düşürmesin::))
Allah ne verirse her şeyin hayırlısını versin.

Sagımın birinci günü gayet güzel doktor kontrolündeyiz. Ne yersen ye.

Doktor elinden beslenmek ayrı bir şey.
Sagımın birinci günü akşamı Muhteşem abi birden bizi yazlıgında bırakarak İstanbul’a döndü.

Ertesi gün bahçeden domates filan toplayayım dedim neredeyse hiç bir şey bırakmamış. Bula bula bir kaç domates ve biber bulabildim. İnsan geride bıraktıgı misafirini böylemi davranır?

Bereket genede aç kalmadık ve ikinci günü sagımı bitirip, gece yarısı evimize döndük.

Bir gün sonrası geri dönüş için arabayı ayarlıyorum. Cemil ustamda çoktandır denize girmemiş::))

Kiminin duası kiminin parası hesabına oda yüzmeye geldi.

Gece 5-6 igne yiyince yükleme işine girmedi.

Akşamın olmasını sahilde bekledik. Yıllardır gittiğimiz Trakyada bu sene, deniz suyuna girmek nasip oldu.

Tekirdag, Sultan köyün Muhtarı Kani bey ve köydeki çiftçilerden birisi.

Kani beyinde 10-15 kolonisi var. Bu sene 4 adet karniyol F1 anaarı hediye ettim. Arılarımızın verim ve uysallıgına hayran kaldı.

Karpuzcumuz ise mutsuz üretmiş oldugu karpuzları satamıyor. Tane işi 1 liradan karpuzun yüzüne bakan yok.

Ben 40-50 tane karpuz alıp, hem yedik hemde eşe dosta dagıttık.

5 Ağustos gecesi Gebze’deyiz. Yıllar sonrası arılarımız bu kadar güçlü bir şekilde pürene indi. Güç konusu ise ırk ve kullanmayı bilmeyle alakalı. Geçen sene aynı arılar 20 çıtada çalışıp Trakyada nufusları bitmişti.

Bu sene hem kovan altlarını elek telli yaptık, hemde kuluçkalık bölümü 20 çıtaya çıkardık.

Arılar kendilerine verilen alana göre yavru yapıyor, benim bu seneki gözlemim budur.

8-10 kovan ise 20 çıtada çalışmaktan dolayı, nufuslarını bitirmiş durumda.

Bu bilgileri deneyerek aktarıyorum.
Daha öncede dedim gene diyorum karniyol arısı acemi arısı degil.
Ayrıca kullanma talimatını bilmek gerekiyor.
Hediye gelen polen.

Gönderen ise İzmir Torbalıdan Enarıcı abimiz.

Ülke geneline yüzlerce hadiye karniyol F1 anaarı yolladım.

Bazı arkadaşlarımız pastırma, bazıları çemen, bazıları ceviz, bazıları fındık, bazıları fıstık, bazıları elma armut, hatta kiraz yolladılar.

Arada kahır yollayanlar olmadı degil.

Bir çok kişiye elimdeki karniyolların larvalarından transfer yaptım.

Bazı arkadaşlarımıza, çıtayla arı yumurtası gönderdim.

İlk defa,Bin km lik yola tutturulmuş larva transferleri yolladım, hiç sorun çıkmadan memeleri besleyen koloni adresine ulaşıp, yapmış oldugumuz tranferlerden anaarılar çıktı.

Bir şeylerinizi paylaştıgınızda, bazıları bunu çekemiyor.
Ülke arıcılıgını olumlu yönde etkileyen ender kişilerden birisiyim.

Bazı arkadaşlarım bana derki başka bir ülkede olsaydın, kesinlikle seni devlet teşvik eder, sana imkanlar sunar. Bizde ise bilim camiasındada sorun var, bırakın teşvik etmeyi bu gibi yetenekleri nasıl yok ederiz peşinde.
Arıları ormana bıraktık, yolumuz üzerinde ise bizim taze hacı var.

Bekir Karadeniz, bu sene arılarını seraların arkasına indirdim dedi.

Bekir beyin oğlunun birisi Amerika’da birisi İngiltere’de egitim görüyor. Yanımızdakide birkaç gün sonra başka bir yere gidecek ve biz karı koca kalacaz diyor.

Seracılık çok zor mesleklerden birisi, iş sezon boyu hiç bitmiyor.

Biz seraları gezip, biraz domates topladık. Seranın önünden geçmek bile felaket sanki sauna içine giriyorsun. İçerdeki sıcaklık 50 derece üstüymüş.

Ormana bıraktıgımız arılarımız. Bu arıları bu sene yanılmıyorsam üçüncü görüşümüz, hepside yaşıyor. Bazıları ıslah edilmiş arılar dayanaksız oluyor demekte. Bu arılar kendi hallerinde burada yaşamaya devam ediyor ve bir çok kovan sönerken bunlar hala hayatta.

Tüm kovanlar dalak asmıştı, biz bu görüntüleri arıları getirmeye gitmeden ormana bir bakalım diye gitmişken almıştık.
Temmuz ayı sonunda açan ve geçen püren görmek mümkün. Arılar o gün itibari ile polen alıyordu.
İçerde dalaklar dışarda ise arılar salkım yapmış kovana sıgmıyor. Aylardırda bu kovanlara ne bakan nede çeken var. Hani karniyol arısı dayanıksızmışya ne gariptirki sönmüyor. Benim gözlem kovanlarımda diyebilirim. Bir şeyler yazar iken atmıyoruz yani.
300 metre yan tarafımdaki arıcıyı telefonla aradım, o benden önce getirdi arılarını ormana. Abi arılarım çok zayıf üstünde kat olduguna bakma, katlarda arı yok istersen açıp bakabilirsin dedi ve ekledi ne olursun senin ormandaki 4 kovana kat at bende o kadar güçlü kovan yok, geçenlerde geldim arılar sıkışık katlarıda yok üzüldüm dedi.
Ramazanın ikinci günü ormandaki arılara bir bakalım, fazla katları geçici olarak alalım diye plan yapıp sıgırlık mevkisine gittik.
Arılarn durumu güzel, polen ve nektar geliyordu. Sıcaktan bazı kovanlar dışarı sakal yapmaya başlamışlar.
Niyetimiz çivileri söküp fazlalık katları almaktı. Akşama kadar sadece çivileri zor sökebildik, ne biçim sıcak var felaket.
3-4 kovanın çivisini söküp kaçıyoruz gölgeye, kat falan indirmeye dermanımız kalmadı, sadece çivi söküp akşama haşat vaziyette iftara gelebildik, iftarda ise 6 bardak sıvıyla iftar edince bir şey yiyemedik.
Bir ara bal hasadını ramazanda yaparız diye düşünmüştüm, iyiki Muhteşem abiyi dinleyip hasat işini erken yapmışız.
Yav çivi sökemeyenler nasıl oruçlu hasat yapıp bal sagacaktıkki::))
Sıgırlıktaki arılık 500 metrede genelde 6 kişinin arısı olur bu sene 5 kişi gelmiş birisi hala yok. Arı kuşları geldigindede bir ben degil topluca agırlıyoruz zayiyat bölüşülüyor.
Biz bal gördüğümüzde hasat etmeden duramıyoruz.
Almanyada ise 20 çıtalık kuluçkalıktan bal almıyorlar. Bunu Mehmet Yüksel defalarca söyledi, ama bize bu iş acayip zor geliyor. Hala kuluçkalıga dalmaya devam ediyorum.
Bir kaç kovanı bende Trakya’da hasat etmedim, sonuçlar nasıl olacak görmek istedim,kovanlar ise yerinden kalkmıyor.
Bulundugumuz tepenin hemen eteginde ise yörükler var bizim arıları bakıp gözetirler, gece gündüz mekanları orası.
Hasat etmediğim kovanlardan bir çıta bal çekip yörükleri ziyarete gidiyoruz, hacıyla birazda peynir alacagız.
Arılıktan haşat bir şekilde Gebze’ye dönüyoruz. Bir deprem senesi böyle sıcak olmuştu, her taraf yanmaya devam ediyor.
Hafta içi Şile Kabakoz köyünden gelen misafirlerim var. Hacı amcaya demişler saldırgan olmayan arılar var diye, Ramazan amca demiş ben inanmam.
İnanmıyordu ama nerdeyse çıtanın içine giriyor. Dediki artık inandım. Bizim arılıkta çıta çekip birde orada maskesiz duracaksın ha dedi.
Herkesin derdi anaarı, ben anaarıcı degilim, kendi çapımca üretim yapıyorum, ülkenin her tarafından anaarı isteyenler oluyor, daha öncede bunu yazdım benim kapasitem bırakın beni benim gibi 100 kişinin kapasitesi bu ülkenin anaarı ihtiyacını karşılayamaz.
Hacı amca benden 30 anaarı istedi 10 tane verebildim.
Nedense tüm işler bana gelip düğümleniyor.
Bazıları çamur yapmaya başladı, efendim kaydın varmı kaydım tabiki var, ben hem arı yetiştiricileri birlik üyesiyim hemde bal üreticileri birlik üyesiyim.
Her kavanoz bal satan fatura yada fişmi kesiyor. Dünya kadar arı satan var, kovan kovan arı satanlar fatura ve fişmi kesiyor. Bir sürü kişi kendisine anaarı üretiyor, fazlasınıda başkalarına hediye eder veya para karşılıgı verir, benim işim anaarı üretmek degilki, biraz fazla meraklıyız, fazla merakta iyi olmuyor. İlerde bu işin ticaretini bir düşüneyim bakın o zaman neler olacak. Büyük ihtimal holdink kurarım, bizde bu merak varken, belki holdinkte az bile gelir.::))
Hafta sonu Yusuf Şimşak iftara çagırmıştı. Yav nedendir bilemiyorum milleti kıramıyoruz, aslında iftarda su içsen doyuyorsun ama kalkıp gittik işte.
Yolumuz üzerinde tornacı Nazmi abimiz vardı onunla geçen seneden kalma birde hesap yarım bekleyip duruyor. Kendisine hem çiçek hemde kestane balı götürdüm, Nazmi abi bize çok faydası olan bir abimiz.
Suni tohumlama cihazı yapmaya kalktı ama bitirememişti bu işin heyacanı bir başka. Mikroskoptan bakmamız bile bir çok kişiyi ürkütmeye devam ediyor.
Sonrasında Yusuf’un yazlıga hareket ediyoruz. İftardan sonra gözüm sağı solu görmeye başladı. Tam ızgaralık balıklar var, diyorki bunlar akvaryum balıgı, yav bir kiloluk akvaryum balıgımı olur. Bir tanesi tavaya sıgmaz bunların.
Sonra dalıyoruz bahçeye, geçen senede bu hünnaptan yemek nasip olmadı, bu senede gene yem yeşil, çok kısmetsiz adamız vesselam.
Golden elmalar, teraviden sonra kırmızı yenirmiş.Sanki ikisini birden yesek bir şey olacak.
Bodur kırmızı elmalar.
Ve işin en tatlı tarafı, arıcıya bir şekilde bal satabilmek.
Yusuf Şimşak sabit arıcılık yapan birisi.
Bende sabit arıcıları çok severim, kek ve beslemede kullanmak için 4 tene ayçiçek balı götürdüm.
Güzel bir akşamdı, hem iftar hem ticaret ne gitti bir bilseniz::)))


Arıcılık Bilgi Merkezi | 8 Yorum »

KÜTAHYA, ÇİNİ ŞEHRİ VE ASKER OCAGI

Ekleyen, admin on 12 Ağustos 2010 – 00:19 -

Yıllar sonra kışladayız, sabahın köründe içeri girmek için sıraya girdik. Askerlik gene bildiğiniz gibi hep kulagı terten tutmak gibi bir şey işte. Kolay işleri nasıl zorlaştırırız sanatıda olabilir. Birde tabela vardı dikkat tren geçebilir diye, dedim acaba espirimi ama biz sıra beklerken 4 sefer tren geçti::))
Espiri degilmiş.
5-6 bin acemi askerin yakınları yemin töreninde, asker sayısından kesinlikle fazla ziyaretçi vardı.
Bu iş başlı başına sektör olmuş, eskiden nerde görecektin acemiyken yakınlarını::))

Gebze’den gece 3 gibi yola düştük.
İzmit civarında birisi beni solladı sonra yavaşlayıp geriye kaldı, sonra tekrar sellektör yapıp tekrar sollayıp önüme geçti. Allah allah hayırdır gecenin ortasında acaba arabadamı bir şey varki?
kafanızda bir sürü soru işareti.
Bizde durduk tabi, öndeki araçtan inen ise bizim geçenlerde arılıgı ailece ziyaret eden Nuh abimiz.
Gebzeden geçer iken aklıma gelmişti Ali abi yollara düşmüştür diye, plakayı görünce bu Ali’dir demiş::))
Kütahya’ya kadar peş peşine yolculuk yaptık, molalarda birlikteydik.
Nuh abinin oğluda aynı tugayda, kısmete bakın nerelerde buluştuk.
Zar zor içeri girdik.
Tören alanına otobüslerle gidilecek bekleyin dediler.
Bol bol bekliyoruz.
Binlerde kişi, konuşmaları dinlemek çok güzel, her türlü şive var.
Sonra yaşlı va yürüyemeyenler otobüsle gidecek siz şu yolu takip edin dediler. Tören alanına gidiyoruz, biz alanda yemin etmiştik, gittiğimiz yer ise salon ve türübün çıktı.

İçeri girmek için beklerken birisini gözüm ısırdı, yav bu Emin abiye ne kadar benziyor, acaba omu ama aramızda bir sürü insan var o ilerde ben çok gerideyim.
İçerde telefon ettim, Emin abi nerdesin diye diyorki Kütahya’dayım.
İyi dedim bende oradayım, girişteki çeşmeye gel.
Emin abide şaşırdı, oğlu emin abinin dagıtım oldu, Kayseri’ye gidiyor.
Tugayda kimi yemin ediyor, kimisi dagıtıma gidiyor, kimiside teskereye gidiyor, iç içe bir sürü birlik hepsininde tarihleri farklı.
Emin abiyle bizim oğlanın birlikler farklı ayrılıyoruz.
Binlerce kişi oğlunu veya sevdiğini yemin töreninde görmek için hızlı adımlarla tören yapılacak yere yarışırcasına hucum ediyor.

İlginç karelerden birisi, babasının kucagında bir bebek ve burası asker ocağı.
Bazılarını gördüm, yeni doğmuş babası yeni görecek diyorlardı.
Askerimizin ise eli sarılı ne olduysa artık fakat mutluluğu görüyorsunuz.
Tören alanı salonmuş.
İçeri giriyoruz, bölüklere göre oturuyorsunuz.

Biz yerlerimize oturduktan sonra askerlerimiz sırayla yerlerini aldı. Arkadan gelen ışık askerlerin yüzünü görmemizi ve seçmemizi engelliyor.

Tek tek herkes yakınını arıyor gözleriyle sıralarda.
Ben Enes’i buldum, o bizi göremiyor.
Hareket etmeyeceksiniz demişler.
Hepside çakı gibi asker olmuşlar her şey nizami.
Tören bitiyor ve herkes bölüğünün önünde yata çıkacaklar evraklarını alıp otellere geçilecek.

Kısa sürede izinleri alıp birlikten çıkacağız.

Bu sırada teskereye almış askerlerimizden birisi.
Arkadaşları evraklarını vermiyor, 20 şinav çek verelim dediler.
20 Şinav çekti bu seferde nizami olmadı diye çamur yapıldı::))

Sonrasında çarşıdayız.
Bir manava gittim dedimki buranın en meşur lokantası neresidir.
Abi dedi Kütahya’ya özğü bir şeyimiz yok.
Dedimki meşur şeyleri nelerdir.
Dediki, çinisi, suyu birde delisi çok meşur.
Hadi çiniyle suyu anladıkta deliyi şimdiye kadar ben nasıl duymadım diye itiraz ettim.
Benim bildiğim üç türlü deli vardır, adı üstünde deli, zırdeli, birde Niğdeli vardır.
Güldük, hatta Niğdeli deliler ötesi bir şey dedim::))


Çarşıda bir heykel, kim olduguna dair bir yazıt yoktu tanıyamadık.

İlginç yapılı bir cami.
Kütahya saat kulesi.

Çinicileri gezer iken özlü sözler vardı. Şeyh Ahmet Kuddusi tarafından söylenmiş, kendisinin türbesi Bor ilçemizdedir.
Kapanır ise bir kapı ne kapılar açar mevla.Tevvekkül et yeme kaygı, işini hoş yapar mevla.
Ahmet Kuddusi Mevlana ile aynı dönemde yaşamış islam alimlerindendir, Mevlana Kuddusinin divanını mutlaka okuyun diye tavsiye etmiş, fakat eserleri okusanız bile anlamak bu günki dille çok zor.
Benim en çok merak ettiğim ise Kuddusinin şiirlerinin birisinde çok ileri bir tarihe dikkat çekmesi taa “1450 de ne olacagın muhal”. Biz şimdilik hicrri olarak 1419 yılındayız, 1450 de nemi olacak bilmiyorum, merakta etmeye devam ediyorum.
El emegi göz nuru el sanatları olan çini ve süsler.
Bayanların çok ilgisini çekiyor, bizim için süs o kadar önemlki degil. Olsada olur olmasada.

Allah ve Muhammet yazıları, degişik tarzda süslenmiş.
Çiniye işlenmiş Muhammed, Osmanlı turası turada aynı zamanda besmele yazılıdır bunu bir çok kişi bilmez tugranın içinde ve Allah ismi.


Nostalcik bir telefon, bunu sevdim ama bayagı bir para. Çalışır vaziyette seramikmi çinimi bilmiyorum ama eskileri anımsatan bir telefon.



Fukan Emre’ye dedimki bu eşyalara yaklaşma, başımıza iş almayalım.
Bazı takımlar binliradan fazla.
İlginç duvar yazıları, hiç düşmanım yok. Çünkü kimseye iyilik yapmadım::))

Kalleş dostum olmaktansa, Delikanlı düşmanım ol.
Dikkat bayan şöför sizide bayabilir.
Buzdolap süsleri ve yazıları.

Otelde en çok bozuldugum ise çay parası oldu.
İlk gün gittiğimizde çay 50 kuruştu, akşama bir lira ödedik. Bir gün sonrası üç çay istedik 6 lira ödeyince, bu nasıl iş dedim. Garson diyorki abi bizle alakası yok, patron devamlı degiştiriyor.
Bu konuda Kütahya belediyesi ve valiligine şikayet için mail atacagım.
Asker aileleri yolunacak kazmı diye.
Ben bir iki çayla kesilecek birisi degilim, sallama çayda olmuyor.
Hemen ketılda çay nasıl demlenir düşündüm ve doya doya çayımı içtim.
Bakkaldan aldıgım çay ve soda şişeleride demlik. Kuru çayı şişeye doldurup, kaynar suyu şişeye doldurdugunuzda demlik 10 dakka sonra hazır.
Ketılda çaydanlık vazifesi görmekte.

Doktor kontröllü olunca bir şey yiyemiyorsunuz::))
Sabah kahvaltısına bakın.
Otellerde dünya kadar yiyecek tabaklarda çöpe gidiyor.

Çiniçileri gezer iken bu tabloyu gördüm. Biz kahvaltıda bile neleri çöpe atar iken bize bu vatanı bırakanlar açlıktan neler çekmiş.
En çokta yazın yerlere dökülen dudları gördüğümde aklıma afrikadaki insanlar gelir, bırakın dudu, bulsalar agacı kesin yerler.
O kadar çok nimetin içinde yaşıyoruzki, nimet bol oldumu kıymetide bilinmiyor.

Babalar ve oğulları adlı tablo.
Yaş ilerledikçe tecrübe katmerleniyor.
Gençlik ise ayrı bir şey.

Bir sürü elektirikli süs, en güzeli su degirmeniydi.

Degişik ve hareketli süsler Furkan Emre’nin çok hoşuna gitti.
Kütahya evleri yavaş yavaş yerini beton arme binalara diger adıyla beton yıgınlarına bırakmaya başlamış.
Bazı evler artık bitmiş vaziyette, ya onarılacak yada yıkılıp yok olacak. Bu ev biraz şanssız. Garibanlık herkez için geçerli bu evde gariban kalmışlardan.

Garibanlıgın terside bu, varlıklı ve bakımlı olamak. Restore edilmiş kütahya tarihi evleri. Askerlik şubesi civarlarından görüntüler.

Kütahya merkezindeki vazo, dışardan gelenlerin resimler çekindiği bir yer.
Kütahya kalesi, kalede birde döner gazine var. 8-10 metre yükseklikte iki katı ve üst katında balkonu bulunan bir mekan. Balkon sabit ortadaki direkte sabit, balkonla direk arasındaki bölme yavaş yavaş dönüyor.
Döner gazinoda yemeklerimizi bekler iken kütahyanın kuş bakışı resimleri. Bu resim Kütahyanın doğusu ve askeri tugayın bulundugu yer var.

Bu resmin merkezi vilayetinde merkezidir.
Valilik, meydandaki vazo, askerlik şubesi, askeri garnizon ve saat kulesi bu resmin ortasındadır.
Resmin merkezinde İstanbul yönüne çıkış olan, Eskişehir, bilecik Adapazarı yolu var.
Resmin bize yakın yerleri hala eski kütahya evleri hakim.

Bu resmin solunda Tavşanlı ve Balıkesiryolu var.
Biraz geri plandaki büyük bina hastaneymiş.
Taa ileri uç noktada ise ünüversite var, 55 bin öğrencisi varmış.
Kütahya’nın kuzey batı resimlerinden birisi, gene bu resimde devlet hastanesi tam merkezde.

Kütahyanın en son batı resmi, yada bana batı geldi. Soldan saga şehri resimlemeye çalıştım. Panoroma diye bir resim programı var bu resimleri yan yana birleştirip tek resim yapabiliyor.

Döner gazinodan son resimler alınıyor.
3 Gün ne çabuk geçti.
Tekrar Enes Emin’i birligine teslim ediyoruz.
Yeniden mekana yolculuk başlıyor.
Hanım çok üzgün, Furkan ise annesine bakıp oda başlıyor ağlamaya.
Yaklaşık 100 km sonra benim arka lastik gümlüyor.
İstepne var, fakat kiriko ve bijon anahtarını hacı almıştı ve yerine koymaması çok zoruma gitti.
Bereket yüz metre ilerdeki Tünel restoran sahibi Cengiz beyin kiriko ve bijon anahtarını alıp lastigi degiştirdim.
Kiriko ve bijon anahtarı isteyince, bana istepnen varmı demesi acayip koydu::))
Bundan sonra kimseye kiriko ve bijon anahtarı vermek yok.
Arabanın altındaki lastikler tam 10 yıllıkmış, şu an hepsini degiştirdim, inşallah bundan sonra böyle olmusuzluklar yaşamam.
Ülke genelinde çok büyük bir yol yapım çalışması var, bunu seyahat edenler kesinlikle fark edeceklerdir.
Hemen hemen tüm şehirler arası yollar duble yol yapım çalışmalarının bitimine gelmiş durumda.


Kütahya 1990 na 2 tertipler 1.2.3.4. bölüklerin yemin töreni
Yükleyen Ali_Turk. – TV dizilerini ve programlarını online izleyin.

Binlerce asker yurdun her tarafından aynı çatı altında. Ne kavga var nede gürültü. Nedense bazı bölgelerimizde körüklenen bizi birbirimize düşüren dış ve iç mihrakların oyunlarına gelmeye devam ediyoruz.
Dünyadaki en karışık ülke ise Amerikadır, her türlü millet kavgasız orada nasıl yaşıyor, hiç merak ettinizmi.?

Arıcılık Bilgi Merkezi | 14 Yorum »
Forum