2010 YILI SIGIRLIK DEDİĞİMİZ ORMAN ÇIKIYORUZ

Ekleyen, admin on 26 Ekim 2010 – 00:01 -


Hafta içi sevgili dostum Saim Ahmet Gürel bendeki emanetlerini almaya geldi.
Bir önceki gelişinde kutulara sulandırılmış bal vermek için ibrik alacagız demiştim. Ben sana antifiriz koymakta kullanılan 5 litrelik bidon getireyim demişti.
Erzincan tulup peyniri ve kuru fasülyesinide teslim ettim.

Saim benim kafada birisi, ne görse onu arıcılıkta nasıl kullanabiliriz diye kafa yorar. Ne bulursada bana getirir.
Böyle dostlara can kurban be.
Bidondaki mavi parça çıkıyor, normal kapakla kapanıyor.
Bidonuda boş getirmemiş, çok anılarımız olan Akbabaköyünün suyunuda doldurmuş.
Takas işi bitti dogru hışıra hamsi yemege gittik.
Bu arada anaarı kutuları nihayet düzene girdi.

Belediyemiz tüm personeli ceçapmı ne ondan yapıyor.
Benim hiç gitmeye niyetim yok, cekupta ne işim olur?
Bizim şef yav beleş, dışarda yaptırsan dünya para ben gidecegim dedi.
Dedimki bak abi gidip şimdi moralini bozup geleceksin otur oturdugun yerde. Zaten geçen sene de grip aşısı oldun, kış boyu gripten kurtulmadın dedim beni dinlemedi.
Gitti bir saat sonra geldi surat degişmiş.
Hayırdır şefim::))
Koloströl çok yüksek çıktı, elinede bir büröşür vermişler. Şu yasak, yok efendim bu yasak.
Bana dedi birde sen git, bende hala kavaltı yapmamıştım ama nazlanıyoruz işte.
Dedim bak gidiyorum ama boşuna beni yoruyorsunuz.
önce kan alınıp tahlilleri beklerken, boyunuzu ölçün, kilonuza bakın göbeginizi ölçün, tansiyonuzu ölçtürdünüzmü, acayip koşuşturma var, kemik erimesi varmı, dişlerinize baktırdınızmı filan derken ben sonuçlara bakıyorum.
Bu tahlillerden oldum olsı bir şey anlamam, karşındaki ne derse yemek zorundasın. Karacigerde yaglanma var, hayret dedim bende yağlanma ha.
Tansiyon sınırda, Allah Allah, demekki yavaş yavaş gidiyoz.
Koloströl yüksek, fakat sayı yok, önümde birisinin 258 çıktı ona yüksek dedi, birinde 240 çıktı onada yüksek dedi.Banada yüksek diyor fakat bende rakamlar yok.
Çaktırmadan elimdeki formun fotosunu aldım, nasılsa her tarafımız doktor::))
Bizimkine durumu ilettik, dedim limit veremiyorlar, akşama dediki abi o cihazlar 280 den sonrasını ölçmüyor.
En az seninki 300.
Sanki senin kolostrol 281 diyemezdi::((
Araştırıyorum, kolostrol iyi bişi, kolostrol olmaz ise hücreler yaşamıyormuş, bende çok kolostrol varsa, hücrelerde bayram ediyor.
En son belediyemiz doktoru, kalbimi dinledi, kalp ekosuna baktı, nesef al ver bir şeyin yok ama koloströlü düşürmen lazım, dışardan bir büroşür versinler ona uy::(((
Buroşürde her şey yasak.
Ben her sabah sahanda yumurta yerim ve kesinlikle bol tereyağlı olmalı. Bal terayagsız yenirmi yenmez.
Kırmızı et, zaten geçen kurban yemiştim.
Belaya kaldık ve bizimkinin çok kötü diline düştüm.

En sevdiğim yiyeceklerden biriside bayat ekmegi doğrayıp, üzerine bal gezdirdikten sonra kaynamış ve sogumuş süt döküp içmektir.
Terayağ nasılsa yasak, ben sütün kaymagını yiyorum artık.
Birde susamlı ekmek koloströlü çok iyi düşürüyormuştu.

Muhteşem abim bugün gene bendeydi.
Bende olmasının koloströlle alakası yok.
Gene bazı yiyecek hediyeler gelmiş, onları teslim edecek. Abi içinde hayvasal besinlerden pastırma ve sucuk var onları vermiyecem dedi, bende dedimki bende koloströl varsa, çoluk çocuktada var degilya.
Getir çocukların nasibini. !!!
Bu arada belediyede bizim arkadaşlardan birisi, bu günlerde nerde ne ot bulursa toplayıp geliyor ve bunları çorba gibi kaynatıp herkese servis yapıyor.
Geçen hafta bu çorbadan içenlerin alayı hastalandı, bu gün her ihtimale karşı ilk çorbayı Muhteşem abiye içirdik, herhanbir durum olursa ona olsun::))
Zavallı beni zehirlemiyorsunuz degimi deyip duruyordu.::))

Kayseri’den bir arkadaşımız, Çoban pilavı yapmak için bulgur, ve yufka yollamış, gelenler arasında Alıç vardı, pekmez vardı, Kayseri çemeni var, sucuk ve pastırmayı saymaya gerek yok. Bu arkadaşımız dostmu düşmanmı bilemiyorum. Gelen yiyeceklere bakar isek beni çok düşünüyorlar. Hepside koloströlü dahada tırmandıracak şeyler.
Bir tek tadına bakmadıgım çerkez peyniri kaldı, onuda yakında yerim merak etmeyin.

Hatta Muhteşem abi dediki, litarütürde pastırmayı seyretmek bile koloströlü çıkarır, seyredip çıkacagına yiyeyim baride gözüm görmesin, hiç olmaz ise seyredip koloströlü tırmandırmayalım yedim ve rahatladım, gerçekten seyretmesi zulüm be::))
Bu yiyecekleri gönderek kardeşimize ne kadar teşekür etsek azdır. Bu anadolu insanına hasta oluyom, belkide bu hasta olmamdan kaynaklandı koloströl işi?

Bayramdan sonrasına kadar kendimi ödüllendirecegim, bayram sonrası koloströl mücadelesi başlatırız::))
Önce etleri bir bitirelim gerisi zaten kolay.

Hafta sonu Sıgırlıktaki arılarımızı getirmeyi düşünüyorduk. Hacı düğüne gitti, bende düğünün birinde fazla takılınca iş bu güne sarktı.
25 Ekim 2010 Akşamı ormandan arıları tenha bir yere taşıdım. En azındanbu gittigimiz yer sıcak ve civarda arı yok. En az bir iki çıta yavru yaptırırsak çok iyi olacak. Kovanlarda bu akşam acayip püren balı kokuyordu.
Geldiğimiz yerde hem yavru hemde bal daha iyi gelecektir.
Arılarınıza bakamadıktan sonra nektar nehri aksa ne olur.
Arılıkta açtıgınız kovan, yağmadan sönüyor, onun için bu sene hem zamanımız kısıtlıydı, hemde durum bakım yapılacak gibi degildi.
Bu arada kapalı arabalarda kovan taşımada üstüme yoktur.
Sağa sola kaymaması için kovanları birbirine çakıyorum. Kapalı arabada kovanları sabitlemek zor. Bu yöntem süper işe yarıyor, geldiğimiz yol orman yolu ve acayip çukur ve dag taş çamur. Bu şekilde sabitlendiginde zıplama ve kayma olmuyor.
Çaktıgım çivi içerde bir arıya denk geldiyse iyi şeyler söylemiştir bana::))

Hacıya dedim şurada artis gibi bir poz ver. Ben ne zaman poz versem kafayı uçuruyor.
Orman bizim için bitti, kocayemişlerde açmaya başlamış ama benim derdim bundan sonrası için bir posta yavru daha, balla işimiz kalmadı kovanlar zaten bloke olmuş durumda.

Yörüklerin sıgırları, ormanda yaz kış kendi başlarına yaşarlar. Geceleri orman yolu üzerine kümelenip yatarlar.
Sıgırlarla ilgili bir meil geldi. Bir ülkeden bahsediliyor, nufusu 3,5 milyon filan. Sıgır nufusu ise 12 milyonmu ne.
Bizim memlekete bakıyorsun, 75 milyon nufus var, 11 milyonmu? bu civar olması lazım sıgırımız varmış.
Bu iş nereye gidecek bilemiyorum.
Çok hazırcı bir millet olduk, devamlı söylerim köyde yaşayanlar bile yogurdu peyniri bakkaldan alıyor. Köyde zerzavatçının işi ne, her taraf bağ bahçe, ekip biçen yok.
Geçenlerde bir hesap yaptım, bir inek 5 yıl yaşasa.
5 Yılda kendisi ve kızının kızlarının ürettiği sıgır sayısı 20 taneyi geçiyor.
İnegin ilk yavrusu bir sene sonra yavru veriyor. Ana kızın 5 senedeki ürettigi dana 9 tane oluyor.
Ne hesap yaparsak yapalım, çalışma yok, hesaplar çalışmayacakki.
Arıcılığı bayağı bir yaydık, artık inekçiliğemi başlasak?
Birde orasını karıştıralım bakalım ne var?

Kovanlarımız yeni yerlerinde, artık yavaş yavaş toparlanmada sona eriyor.
Benim için kovanlarımızın bal stoklarıyla alakalı sıkıntımız yok.
Onun için geçmişte oldugu gibi bu senede bal stokları için yükleme yapmıyorum.
Hatta bal ihtiyacı olan kovana yükleme olarak çıta bal verilmekte.

Arıcılık Bilgi Merkezi | 9 Yorum »

ARICILIK DEVAM EDİYOR, EKİM AYIDA YARI OLDU

Ekleyen, admin on 18 Ekim 2010 – 08:00 -


Geçtiğimiz hafta cuma günü Muhteşem abim geldi, bazı emanetlerimiz gelmiş.
Abi de bakiyim diyor, demessek olmaz::))
Ben sana nasıl abi demem, abim be.
Sağ olsun bir abimiz, uzaklardan tulum peyniri ve kuru fasülye yollamış.
Bu iş nasıl oldu derseniz bir akşam Mehmet Yüksel ile konuşuyorduk, abi tirit bilirmisin dedi, dedim bilmemmi, eskiden yiyecek ne vardı ki.
Etili bir yemek yapıldıgında, suyunu yufka ekmege katık yapardık.
Et bulamayanlarda parara diye bir yemek yapılır iç anadoluda, bol soğanlı domates veya salçalı, kaynayan bu karışımın içine birde yumruta kırıp karıştırdıgınızda yumurtada tüm kalmayıp param parça olur onun adınada papara yemegi denirdi.
Paparaylşada çokk tiritler yedik…
Tiritten yola çıkıp taa eskileri anımsamak, çok güzeldi, oradan nasıl tuluım peynirine geçtik bilemiyorum.
Bu arada Mehmetin hakkı olan tulum peyniri elimizde kaldı, Mehmet Yüksel’in babası Ankara’dan uçaga binince kendisine yetiştiremedik.
Bizim hedefimiz, uçaga Sabihagökçenden biner, bizde ugurlamaya gideriz, emanetleride iletiriz di.
Hayırlısı olsun, nasipsiz bir şey olmuyor.


Hemen kargoya gidip Mehmetin peynir ve kuru fasülyesini Ali Şekerliye gönderdik gitti.
Muhteşem abi, birazda plastik çıta gönderdi, bu arada kalfaya nasıl paket yapılır kısaca anlattım, oda paketi yaptı, Şekerli’de o paketi benim yaptıgımı zannetmiş, demekki kalfa izimden gelmeye devam ediyor::))


Saldırgan arılara bir örnek verelim dedim.
Bol bol yazıp çizenler varda neden yaptıklarını paylaşmıyorlar.
Sıkıyorsa ne yaptıklarınızı bir görelim, sizi tutan yokki, sadece kitap okuyup litarütür edebiyatı ile bu işler olmuyor.
Ben geçmişte bir vilayetten gelen arıyı açamayana yardıma gidip, saldırgan koloniyi bölüp anasını yok etmiştik.
O günler unutuldu demek ki.
İsteyen istediği arıyla çalışır, fakat çalıştıgınızı bir görsek diyorum.
Biz sezon başından sonuna kadar burdayız.
Resim yabancı bir siteden alınmıştır.
Bundan daha saldırgan arılarımız vardır.


Gebze’deki arılık resmin arkasındaki ev elerin içinde.
Buradaki pürenlik ise şimdilerde kafa çekmeye gelenlerin mekanı olmuş durumda.
Bir kaç seneye kadar bu pürenlerde yok olur.
Zaten sanayi için çevrilen fabrikaların bahçesi haricinde püren kalmadı.

Çok güzel resimlerimden birisi, cumartesi günü çektim.

İşçi arıların, püren poleni taşıması. Bu kutuda aslında fazlada bir arı yok, toplasak birbuçuk çıta ancak çıkardı. Bu kutunun 8-10 tane daha resimleri ve filimleri var, çok güzel görüntülerdi daha sonra yayınlayacağım.


Fabrikaların baçhçesinde açmaya devam eden pürenler. Arılıgıma kuş uçumu burası 500-600 metre filan. Yolda hareket halinde çekilmiş bir resim. Ormandaki arılıga gidiyoruz.


Tokide bir taraftan inşaatlerını başlattı, yavaş yavaş buradan başka yerlere gidecegiz. Arıcılıkta yeriniz yoksa ve çok kapsamlı işler yapıyorsanız buda ayrı bir dert.
Arılarımın oldugu yer boyalı alanda.

Belediyemiz personeli Hikmet Usta.
Kendisi, Trabzon dolaylarından, dolayısı ile kayınçomuz::))
Çoktan beri arı isteyip duruyordu, 4 çıtalık hediye bir arı verdim.
Götürdügü yer Tübitakın bitişigi.
Tübitakın arazisi çok büyük ve içerisi pürenlik.
Civardada arı yok.
Hikmet beyin arkasında görünen toki binaslarının az ilersinde yukarda paylaştıgım pürenlik var.


Cumartesi günü ormandaki arılıga gidiyoruz.
Yol üzerinde, Bilal Yıldırımın arılıgı var.
Baktım kendisi ve eşi arıların yanında.
Bir haftadır buradayız dedi, kamyonda yatıp kalkıyorlar. Arılarda bal yok, diye kek ve şurup veriyor.
Dedimki sen bu işleri akşam veya gece yap.
Gene arılık ana baba günüydü, bir sürü bulaşık ortalıkta. Bu gene bana kalırsa kovanlarını yağmalatacak.
Çalıştıgı kovanlara bakın ne biçim bindirme var.
Sonra arılıgıma geçtim, Bilal’de arılar aç deyince iyice tutuştum.


Kovanları açıyorum bal, yavru bakana kadar o kadar arı bindiriyorki.
Yavru durumları çok düşmüş, yavru çıkan yere bal basılmış durumda. Arıların nufusunda düşme var.
Burada bir savaş var.
Arılar devamlı birbirine sataşıyor.


Bu balın ortasına el demirini sokup yaladım, bal püren balı degil, ne kokuyor nede tadı pürene benziyor.
Yan arılıkta kovanlar aç diye hala kek ve şurup veriliyor, bizde yavru atacak yer kalmamış.
Tüm kovanları zorda olsa sıradan geçtim, 9 kovanda hiç yavru göremedim.
O kovanları belirleyip akşam yüklediğimiz gibi Gebze’de getirdik.
Ormanda arılarla çalışırken resim çekmek ölüm, sadece bir kaç resim alabildim.


Civarı gezer iken bir dal püren o kadar güzel duruyorduki onu resimledim.
Sadece bir kök.
Arıların bir posta daha yavru yapması için yavru alanına boş esmer çıta girmem gerekiyor.
Fakat bu işi burada yapmam imkansız arıları acilen tenha bir yere götürmem gerekiyor.
Nakil işi bir kaç gün içinde inşallah yapılacak, kovanı açıp gerekli mudahaleyi yapamıyorsak burada durmanın anlamı yok.
Ben arılar açtır diye sırlı ballar götürmüştüm hiç birisine dokunmadan geri getirdik.


Bu kovanların katlarını ve fazla ballarını alıp, Gebze’deki arılıktan yavrulu çıta verdim.
Bu arılar ormandan gelen arılar. Arabaya 8 tane katlı arı sıgıyor, 9 kovandan birisi ormanda kaldı.
Bu arada fazla balları istiflemeye başladık, sırsız açık ballar sorun çıkaracak.
Gebze’deki kovan üstündeki sırlı ballarla takas yapılması gerekiyor.
Şimdilik acilen açık fazlalık balları depoya attık.
Aslında sagılacak bal var, fakat tenha bir yere kesin taşınmalıyız.

Arılıkta bu gün 17 ekim pazar günü bir kutu terk etmek istedi. Izgara olunca arılar geriye döndü kutuyu açıp anaarıyı kafesledim kutu aç.
Hacıya dedim abi sen arılıkta ne yapıyorsun.
Elimizde dünya bal var ve kutu aç.
Mazeret bu kutu daha depodan yeni çıktı bakamadım.
Hemen metro kovandan iki çıta bal, bir çıtada kapalı yavru verdim.

Ormandan gelen arıların tümüne kapalı açık yavru takviyesi yapıldı.
Biz ne yapıyorsak paylaşıyoruz.
Olmayan bir şeyi olmuş gibi göstermeye çalışmıyoruz.
Yalan ve dolanla işimiz yok.
Zaten yalan eninde sonunda, söyleyenin başına bela olur.
Biz neysek oyuz.
En önemli paylaşım olumsuzluklardır.
Bardağın dolu tarafı hep kişinin başarısını gösterir.
Bakın ben ormandaki arılarıma bakamadım yetişemedim ve arılar baldan bloke oldular.
Yavru çok düşmüş, ortam musait olsaydı aralara birer ikişer çıta girseydim.
Geçen sene Muğlaya gitmeden dikkat ettiyseniz aynı olay olmak üzereyken aralara çıta girmiştim bir çok kişi bunu yadırgamıştı.
Hatta bu mevsimde araya çıtamı girilir diye alay bile edilmiştik.
Gidin geçmişe ve geçen seneki püren haberlerine bakın.
Bu seneki kadar pürene arı hiç gelmedi.
İnsanın hatalarını paylaşması bir çok kişiye ışık olur.
Arıcılıkta hata paylaşan yok, gerçi sanalda arıcı geçinenler var, arıcı yok ki, malisef….
Bu olumsuzluklar beni hiç bir zaman küçültmedi.
Hatta dahada büyümeye devam ediyoruz.

Yavru yok dediğim arıların bazısından azda olsa yavru çıktı.
Arı çıtanın altına salkım yapmış sanki kışa giriyor::))
Gebze ormana göre çok farklı.
5 çıtalık bir kovan açaıyorum 3 çıta yavru var.

Ormandan gelen kovanların ballı çıtaları, bu sene acayip oldu her taraf bal.

Bu kovanda yavru atacak bir alan kalmamış. Kovandaki çıtaların alayı bal, üst taraf sırlı, alt tarafları ise açık göz balıydı.
Bir gece öncesi ormandan gelen arıları maskesiz açabiliyoruz.
Sizde yolculuk yapan arılarınızı açın bakıyım neler olacak.
Ormandan gelen kovanlara yavru verildi, bazı ballı çıtaları depoya bazılarını yavru aldıgım Gebze’deki arıların yavru ortasına girdim.
Açık balları başka yerlere çekip, boşalan yerlere yavru atacaklar.
Arıların saldırgan veya sakin olmasıyla alakalı yazıp çizenlere sormak lazım.
Buyrun sizin çalışmalarınızı bir görelim diye.
Benim geçmişte yerli diye tabir edilen arılarım vardı. Bir çogu çok sakindi, ama içlerinden öyle çılgınlar çıkıyorduki, ne oldugunu bir türlü anlayamıyorduk.
Fakat ıslah edilmiş arının F1 lerinde saldırgan arı olmuyor.
Bu sırada o kadar çok karniyolcu türediki sormayın.
Bir çok anaarı üreten kişi suyunun suyuda olsa karniyol diyor.
Damızlık karniyolların kimlikleri olur, ben ilerde bu kimlikleri paylaşacagım.
Karniyol damızlıgım var diyenlerde paylaşsınlar bakayım.
Zaten 2010 yılında gelen damızlıkların resimleri bir yerde yayınlandı.
Karniyol konusunda yapmış oldugumuz planların aksamamsı için gerekli önlemleri almıştık.
Saf üretiminde akrabalık olmasın istiyoruz.
Lafla peynir gemisi yürümüyor, kitap okuyarakta bu gemi yürümiyecektir.
Sıkıyorsa gidin bu mevsimde arılarınıza maskesiz bir bakım yapın bakayım.

Arıcılık Bilgi Merkezi | 11 Yorum »

SEZONU KAPATIP, GEZİLERE BAŞLAYAMADIK.

Ekleyen, admin on 12 Ekim 2010 – 15:17 -

Hışırın yerinde hamsi sezonunu açmıştık.
Konu hışır ve balık olunca meraklısı çok oluyor::)
Bizim doktor, koşa koşa hamsi yemege gelmiş.
Yemekten sonra arılıga bir gittikki, kutulardan birisi kasrşılama turu yapıyor::((

Havalar soğuduya, en karlı işlerden birisi sobacılık.

Adam Kayseri’li olur ise her şey beklenir işte.
Bizim hacı soba arıyordu, hemen İstanbul’dan soba anında eve teslim edildi.

Bu arada hacı başka soba istiyordu, hacı ninede guzine soba olsun istemiş.

Hazır güğümde su ısıtılır ::))

Hacı acayip gülüyordu, o iş olmaz ise hamur suyu yaparız diye::)))

Soba ihtiyacı olanlar, doktordan soba alabilir, fazla bişiler yazar isem reklam olur, bu kadarı yeter siz anladınız onu::))


Yemekte Muhteşem abi dediki sabahtan bir terk vardı. Onu kafesleyip bir kutuya emanet vermiştik.

Lazım degilse onu bana ver dedi.

Yav sen iste, terk etmiş anaların lafımı olur, beni terk edeni ben hiç tutmam zaten.

Arılıga bir gittik bir başka terk var.

Dedim buda senin olsun.

Muhteşem abideki tipe bakın ne kadar mutlu oldu. Ben veriyorum, bahardada tekrar fazlalıkları alırız.

Hesaba şimdiden iki anaarı verdim, bunların çocuklerınıda hesap eder isek, seneye doktordan alacak bayagı kabarmaya başladı.

Şimdiden Muhteşem abiden gelecekleri nereye koysam diye yer bakıyorum::))

Muhteşem abi mutlu, bir anaarı birde kutu vermişim, kim mutlu olmazki, kış boyu oynasın dursun. Lazımsa gene gelsin, sonra ofise geçiyoruz.

Yav anaarı veriyorum, çıkma kafese laf söylüyor. Sonuçta kafes degilmi. Propolis filan lazımsa hazır kazı kullan işte.

Muhteşem abiyle dışarıya çıkıyoruz, diyorki bak dinle anaarı hala kutuya girmedi. Yav girmese bile sende bir kutu var, kafesteki anaarıyı o kutuya ver. Diyelimki bu kutuda anaarı yok, iki kutuyu birleştir.

Arılıkta ne oldugunu anlamadıgım bir sırada acayip varroa üretimi yapmışız.

Ben yıllarca arıcılık yaptım bu duruma gelmiş kovanım oldugunu görmedim, yada bu duruma geldi o zaman böyle inceleme yapmıyorduk.

Her arıda kesin bir varroa var, bazılarında iki hatta üç tane varroa olanlar vardı.
İçim bir tuaf oldu, bakıyorum varroalar arıdan arıya geçiyor, cıvıl cıvıllar.

Hemen laktik asit uyguladım. Laktik asit vuruldugunda varroalar daha belirginleşti.
Bu koloniler en fazla üç çıta ful arısı var.
Çok bilenler hemen bir olumsuzluk oldumu efendim varroadan diyor. Varroadan bu sıradaki arıların hiç birinin yaşamaması gerekiyor.
Bu sırada Mugla’dan gelen 4 kolonin bölmeleri vardı, anasıyla bölüp, daha sonra analarını sıkıp içine attım. Bu işlem 3 sefer sürdü ve şu an bu kolonilerin içindeki arıların ne oldugunu tam bilmiyorum ama her anaarı çiftleşmesinde %50 karniyol karıştı. Arıların saldırganlıgı bitti.


varroa, varroa mücadelsi
Yükleyen Ali_Turk. – Komik hayvan videolarını izleyin.

Çarşamba günü son tur laktik asit uygulamamasını kaçırmamam gerekiyor.

Bu kolonilere yavru takviyesi yapmıyacagım ve sonucuna hep birlikte bakacağız.
Yanlız arının yiyecek sıkıntı çekmesine musade etmeyecegim ve çıta dışını kış modundaki gibi saracağım. Daha rahat yavru yapabilsin.

Gebze’deki arılıkta yaklaşık 500-600 metre uzaklıktan püren poleni geliyor. Fabrikaların arasında biraz püren kalmış, yoldan geçer iken resimledim onlarıda bir başka paylaşımda görürsünüz. Tabi piknikçilerden kalırsa, pürenlik alan son zamanlarda piyizcilerin demlenme mekanı olmuş durumda.

Bazı kovan kapaklarımızda sac yoktu, ben kutu kapakları için matbaga kalıbı almıştım, hacı kovanlarada kullanmaya başladı.
Kapaklar pırıl pırıl oldular.

Kutu kapaklarımızda aliminyum matbağa sacıyla kaplanmış durumda.

Pazar günü kovan ve kutular çoştular.

Kutuların beslenmesine devam ediliyor
Metro kovanlardan birer çıtada kapalı yavru takviyesi yapılacak, havaların ısınmasını bekliyoruz.
Gebze’deki işleri bırakıp ormana fişekliyorum, durumlar nedir çoktan beri gidemiyoruz.

Arılıga bir vardımki, arılık sesten inliyor. Şahane çalışma vardı. Hava ne kadar güzel olsada biraz acı esinti olmasına rağmen arıların hali hoşuma gitti.
Daha önceki gidişimde arılar vites degiştirmişlerdi yani uyuşuk çalışıyorlardı, bu sefer böyle bir durum yok.
Birde hava sıcaklıkları geceleri 8 dereceye kadar düşmüştü, tespit yaptırdıgımız günün akşamı, hem kovan girişlerini daralttım, hemde katla kovan arasına, ortasında geçiş olan naylonla koloniyi sıkıştırdım.

Hemen yan arılığa bir göz atıyorum. Her taraf püren ve mis gibi kokuyor. Bir çok yerde sezon bitti, bizde ise yaklaşık ben sayalı 12-13 sene oldu bu pürenler böyle açar ve geçer hiç kimse bal alama ve herkeste halinden menmun.
Bunu degiştirmeye çalışıyorum.
Bir düşünün bu yıllardır aynen dediğim gibi ve kimse yav biz niye bu pürenden bal alamıyoryz demiyor.
Tabi bu konuda işi bilende bilmeyende akıl satabiliyor.
Geçtiğimiz sezon pürene gelip, arılarını söndüren birisi başkalarına karniyol arısı nasıl kötü onu anlatmaya çalışıyor.
İyiki söndürdügü arılar karniyol degildi.
Herkes hak ettigini bir gün karşısında bulacaktır.
Arısını kışa sokamayan kişi, millete akıl veriyor.
Yada başka açıdan bakar isek iki senede yüzlerce kovan söndüren kişi usta arıcı oluyor, biz işi bilmiyoruz.
Yavaş yavaş taşlar yerin oturuyor, takke düşüp kel görünecektir.
Bu işler litarütürle olmuyor.

Pürenin yaklaşık olarak %50 si açış durumda.
Biz niçin bal alamıyoruz diye zaten araştırmaya girdiğimizde olayı çözmeye başlayacagız. Bu senede püren bal vermedi diye konuyu kapatır isek bu iş böyle gelir ve böyle gider.

Yıllardır tam istifade edemediğimiz pürenler.
Şimdiye kadar kolonilerimizi beslemeden kışa sokmamıza ve kış arılarımızın çıkmasına yaradılar. Bundan sonra artık pürenden sağım yapacagımız günleri bekliyorum. O günleride gene hep birlikte görecegiz.
Bu konudaki başarısızlıklarımızın sebebleri, kısaca birincisi Trakya’da sağım yapıp arıyı kaderine terk ediyoruz, ikincisi bölgemizde daha kış gelemeden yavru kesen ırkla çalışıyoruz ve üçüncüsü ise koloni yönetmeyi bilmiyoruz diyebilirim.

Yılardır açıp geçen ve verim alamadığımız yada niye verim alamıyoruz diye kimsenin sorgu bile yapmadıgı milli servetimiz toprak olmaya devam ediyor.


Arıcılık Bilgi Merkezi | 7 Yorum »

İSTANBUL ARICILAR BİRLİĞİNDEN İSTEK

Ekleyen, admin on 11 Ekim 2010 – 15:11 -

İstanbul arıcılar birlik başkanı Onur Çilenk ve yönetimi, İstanbulda bir arıcılık müzesi oluşturmayı düşünüyordu. Birlik yönetimimizle bu konuda karar aldık dedi.
Bu sabah beni arayarak, yurdumuzun neresinden olursa olsun, arıcılıkta kullanılan her türlü ilginç ve tarihi degeri olsun olmasın, nostaljik malzemelerin İstanbul arıcılar birliğine gönderecebilecekleri, bahsedilen malzemelerin kime ait oldugu ve hangi vilayetten geldiği isimleriyle birlikte müzede sergilenecegini belirtti.
İlgi göstereceklerin İstanbul arıcılar birliği ile diyaloga geçmesi istenmektedir.
Daha geniş bilgi için.
Birligin telefonları.
0532 372 59 54
0533 662 10 46
Arıcılar birliğinin site adresi.

Arıcılık Bilgi Merkezi | Yorum Yok »
Forum