MERSİN AYDINCIK YOLCULUĞU
Ekleyen, Ali Türk on 21 Şubat 2013 – 11:17 -Uzun süren çalışmalarımızı bitirip Mersine gitmemiz gerekiyordu. İşleri bitirdik bu sefer arıcılık festival işi çıktı, festivalde ise 2 saat kalamadım. Uzun süren bir yolculuk yaşadık, Aydıncık yolculuğumuz, kamyonla iki gün sürdü.
Arabaya parça yük yükledik, yolda başka yük alınacak ve akşamdan yola çıkamadık.
Ertesi gün sabah yola çıktık. Eskişehir’den fayans ve seramik yükleyip yola çıkmamız gene öğleden sonrayı bulmuştu.
Yolda bir kaç kez bizim fazlalık kapakları üzenledik.
Fayansları portifle yüklüyorlar ve biz malzemeleri üst üste yığdık.
Yola çıktık Mustafa Doğan aradı abi neredesiniz, nerede olacağız yoldayız::))
Öğlen yemeğini burda yiyecegiz diyor, biz ise çok uzaklardayız.
Öğlen yemegini bir dinlenme tesisisnde yedik.
Mustafa’ya dedim biz yemek yedik beklemeyin, bizim yüzümüzden aç kalacak::))
Mustafa sürekli nerde olduğumuz sorup duruyordu, bizde nerdeysek söyledik.
Afyon Bolvadin ve Çay’dan geçtik, yolda davet üstüne davet alıyoruz, zamasn kısıtlı ve akşama Mut’a bir palet mal bırakılacak, akşam indiremezsek ertesi günü beklemek zorundayız.
Konya çok geniş topraklara sahip, Akşehir’e doğru ilerliyoruz dağlarda kar var.
Bizim Mustafa Doğan yolun kenarında pusuya yatmış ve duruyoruz.
Ksamyona bindi hemen içeri geçelim dedi. Çalıştığı Akşehir Hububat Borsası yola sıfır mesafede.
Arabadan iniliyor, herkes sarmaş dolaş. Mustafa aslında İstanbuldaki festivale gelmek için bilet bile almıştı. Rahatsızlanıp hastaneye kaldırılınca gelememişti.
Dışarısı soğuk, ofise geçelim dedi.
Kamyoncuda ipin ucunu kaçırdı, önümüzdeki yolu akşama alması zor ve Mut’a yetişmemiz zor deyip molayı verdik.
Mustafa bir yere telefon edip, emanetleri gönder dedi.
Mustafanın çalıştığı ofis ve ben bizim kalfayı arıyorum, elimde iyi bir hasta var, bunu telefondan bir muayene et, şikayetleri nedir bir bak ve ne kadar bu işten komisyonum var soruyorum, sen bana Mustafa’yı ver gerisine karışma dedi.
Mustafa durumunu anlatırken resim alıyorum, muayene ücretinden payımı almak için bu resim delildir bilesiniz::))
Komisyon olarak demişki bizim kalfa, ustamı aç bırak, bu onun iyiliğine bilsin deyip telefonu kapatmış.
Emanetler geldi, aman Allahım, yeme yanında dur::))
Konya etli ekmeği….
Kamyon şöförlerinden biri, ismi Halil, patronu Babi diye sesleniyor, dedim bunun ismi yokmu var ama böyle biliniyor, Halile sordum neden böyle çağrılıyorsun diye, dediki ben doğdumda dallas dizisi varmış, birde o dizi gözlerimizn önünden geçti, Ceyar, Babi, Pemila, Lüsi yani Yuing ailesi, nasılda bilinç altımıza yerleşmiş, ülkemizdeki ahlakın bozulmasına bu dizinin bana göre etkisi çok büyük. Bu diziden önce insanlar senet sepet bilmezdi laf veya söz yeterliydi…. Ne oluyor yav bana nerelere daldık gene…
Bu hadiselere söförlerde hayret etti, şimdi siz daha önceden tanışmıyorsunuz ve internetten tanıştınız, evet diyorum şaşırıyorlar…
Babi bu ilgiden menmun bende arıcı olacağım diye tutturdu.
İlhami abi etli ekmekleri görünce kendini tutamayıp hemen geregini yapmaya başladı, mübaret kıtlıktanmı çıktın dur hele….
Ben doktor kontrolünde olduğum için bu gibi yerlerde yiyeceklerle poz veririm::))
Hiçmi yemedin diyeceksiniz, kıyısından köşesinden biraz yedim tabi::))
Etli ekmek harikaydı, Mustafa’m kesene bereket, Allah her şeyi gönlüne göre hayırlı etsin.
Dost kelimesi bazılarının dilinde olur ve ben bunu defalarca izah etmeye çalıştım, dost sizin için karşılık beklemeden fedakarlıklardan kaçınmayacak kişilere denir, en kısa özetimde bu oldu, Mustafa benim dostlarımdan birisidir.
Geçmişte ne dost bildiklerimiz vardı ama kazıkları yediğinizde siz dostluk peşindesiniz, karşınızdaki sizi nasıl yerim peşindeymiş, bunu anlamak uzun zaman alıyor ama zaman içinde herkesin niyeti ortaya çıkıyor, yapmacık hareketlerle bir yere kadar insanları oyalayıp kandırmak münkün ve ben bir çok kişi tarafından bu konuda kandırılan biriyim. Sonuçta herkesin niyetini yaratan biliyor, yanımızda bulunan meleklerde yapılanları kayıt etmekteler, bir gün bunları hep birlikte izleme imkanımız olacak…..
Zaman kısa, kısa üsre içinde oradan oraya geçip muhabbet etmeye çalışıyoruz. Mustafnın arkadaşlarıda sohbete eşlik ettiler borsa başkanımızla tanıştık, acayip sıcak bir ortam. Mustafa ise ziyaretimizde oldukça menmun, bunu gözlerinden anlıyorsunuz.
Resmin sağındaki kişi Mustafa Doğan’ın mesai arkadaşlarından biri. İsmi yanılmıyorsam Hasan’dı. 200 Kovan ile babası ve kendi arıcılıkla uğraşıyormuşlar. Arıları Muğla’da.
Mustafa ve arkadaşlarına teşekür edip vedalaşıyoruz.
Tekrar yola koyulduk, korktuğumuz oldu ve Mut ilçesine yetişemedik. Yükü indirecek portif yok, dolayısı ile ertesi günü beklemek gerekiyor, akşam üzeri varmamız gereken yere gece 12 gibi vardık. Kamyoncu bir yere durup dediki 4 kişi arabada yatamayız, buradan araba geçer bir soralım. Tesistekiler dedilerki gece bir ile iki arası aydıncıga otobüs var. Tamam dedik ve kamyoncu kamyonda yatmaya gitti. Yan tarafta ise otel var. İlhami abi birbuçuk saat otobüs bekleyecegiz, birde gece gece Aydıncıktaki insanları rahatsız etmeyelim, gel otelde yatalım::))
Hemen otele girdik iki kişilik bir oda bir uyumuşum, sabah ilhami abi diyorki, acayip yağmur yağdı, şimşekler çaktı, ben ise bunların hiç birisini duymamışım. İlhami abi zaten yol boyu uyuyup durmuştu, geceye uyku kalmamış::)
Sabah kalktık, hesabı ödedim, çıkarken kasiyer abiler kahvaltı karşıda dedi, hee demekki kavaltı beleş::))
Hemen gidip kahvaltımızı yaptık, dışarıya çıktık bizim kamyonda hareket etmiş ve bizi gece bitti biliyorlardı, bizi görünce şaşırdılar::))
Araba durdu bindik, kanyon sahibi Fatih dediki abi iyiki karşılaştık, biz sizi gece gittiniz biliyorduk, buradan gündüz saat birden önce araba yoktu dedi.
Mut’a vardık, birazda Mutlu olduk bu arada::))
İstikamet Silifke, yol boyunca biz yanlız bırakmayan.
Göksu nehrimi desem deresimi bilemiyorum, suyun renginden isim almış olmaı göksu. Göv bir rengi var, bizim içanadoluda yeşeren peynire gövermiş derler, su göv renkli.
Göksu kıyılarında çiçeklenmiş badem ağaçları var. Buraya kadar çiçekli ağaç görmemiştik. Sahile yaklaştıkça çiçeklenme devam etti. Hala portakal mandalina ağaçlarında meyveler üzerinde duruyor, neden diye sorduğumda ağaçtan kopmadığı müttetçe taze kalırmış. Limonlar, portakallar, mandalina az kalmış ama hepsi hala dalından yeniyor….
Göksu nehri üzerindeki köprüden geçiyoruz Silifkey’e girmek üzere br yer, belkide 500 metre mesafe varmı bilemiyorum, bu su Silifke’den denize dökülüyor.
Silifkede fayans ve seramiklari indiriyorlar ben etrafı kolaçan ediyorum.
Çiçeklenmiş bir şeftali, arka planda bir ağaç var meyveden yıkılıyor, etrafında kimsede yok, bir dadına bakayım demeye::((
Mandalinalar yazık ziyan olacak, yiyen içen yok….
İsrafa acayip gıcık olurum…
Dutlar olmak üzere, bir yerdende düşünüyuorum, Cennete filanmı düştük…
İçimdende Cennet bu kadar ucuzmu demekteyim….
Bahçelerde bazı bademmler çiçekleri dökmeye bile başlamış, bu arada gece Silfke ve Aydıncık yöresine bayağı bir dolu yağmış. Silike den Aydıncığa doğru yola çıktık, genelde sahile çok yakınsınız.
Arkadaşım Ekrem Kara’yı aradım bir saate ordayız diye. Ekrem burada çok şiddetli yağmur var hava soğudu diyor.
Silifke’de sıcaklık 21 derece gösteriyordu.
Aydıncık yolu üzerinde ilerlerken sıcaklık hızla düşmeye başladı. 21 Dereceden 9 dereceye bir saat içinde düştü.
Ekrem indireceğimiz malzemelerin altına ağaç hazırlıyor.
Yerler ıslak ve yağmur yeniden şiddetlendi, hemen yemeğe gittik, hem karnımız doysun, hemde yağmur durur hesabı yapıyoruz, doktorun reçetesine uyduğumdan olacak ki yol boyu aç aç yolculuk yapıldı::))
Yemeği yedik, yağmur durdu malzemeleri indirip arılığa çıkıyoruz.
Hava soğuk.
Hiç arı uçuşu yok gibi, tek tük gelip giden var, bir kaç kovanı yaşıyorlarmı diye kapağı ve çuvalı aralıyorum, merhaba diyorlar::))
Boş duracağımıza serada iş bulduk, yövmiye dolğun.
İlhami abi çalışma esnasında fazla salatalık yemiş.
Hasat sonu salatalık az çıktı diye ilhami abiyi tarttılar, iki kasa salatalık yediğini tespit ettiler, yövmiyeleri alamadığımız gibi, ek çalışmaya tabi tututlduk::((
Seralarda yapılan tüm işler kayıt altına alınıyor, ilaçlamalara çok dikkat ediliyor, ilçe tarm tarafından sürekli denetim yapılıyor, ilk defa uygunsuz bir şey görülürse 5 bin tl ceza, devamında 25 bin liraya kadar yükselip, hapis cezası bile veriliyor.
Biz çalışmaları biraz aksattık, ilaç verilecek serada ilaçlama bir gün sonrasına sarktığı için iptal edilip, 4 gün sonrası salatalıklar toplandıktan sonra ilaç verildi. İlacın etkisi 3 gün ve buna acayip titizlik gösteriyorlar. Yıllardır üreticilik yaptıkları için işin bilincine varmışlar.
Serada ben bir salatalık yedim ceza almadan yırttım::))
Ne zaman akşam olmuş gene ızgaralar hazır::))
Izgara hazır ya, hemen bir misafir damladı, bizim Zıraat mühendisi, Muhhamet Pak damladı. Misafir misafiri sevmez derledi, şimdi bunu daha iyi anlıyorum::))
Arıcılığın en çok sevdiğim yeri burası işte, yeme yanında dur::))
Etiketler: aydıncık, etli ekmek, göksu, Mustafa Doğan, salatalık serası
Arıcılık Bilgi Merkezi | Yorum Yok »
FORUM İÇİ ARAMA VE BLOGERDE ARA
Ekleyen, Ali Türk on 13 Şubat 2013 – 09:22 -
Arıcılık genelde emekli işi ve bir çok kişi emekli olduktan sonra internetten bir şeyler öğrenmeye çalışıyor. İnternet kullanmak için bilginiz yoksa neyi nasıl arayacağınız bilmiyorsunuz dolayısı ile elinizin altındaki bilgisayardan bilgi alamıyorsunuz.İnternetin içinde kaybolur gidersiniz.
Üst resimde arı bakanı forum sayfasında bir kelime veya konu aratıyoruz. Arama kutusuna yazdığınız kelime veya konuyla alakalı ne kadar bilgi varsa arama tuşuna bastığnızda alt alata sıralanacaktır.
Forumlarda olan konuyu yeniden açmak gereksiz olduğundan buna dikkat edilmeli ve sorulacak soru varsa, var olan konu altında sorulmalı.
Boger dediğimiz günlüklerin sol üst köşesinde gene bu günlük içinde arama yapılabilecek kutucuk var. Örneğinben resimde plastik çıta aratıyorum. Kaç haberde plastik kelimesi geçmiş ise, siz ara dediğinizde hepsini sıralayıp verecektir.
Blogerlerin arama kutucuklarını siz istediğiniz yere koymak için ayarlardan bu kutuyu seçip istediğiniz yere ayrıyeten yerleştirilebilir.
İnternette arama yapmak için bilimsel veya akademik arama yaparsanız makalelere ulaşırsınız.
Görsel arama yaparsanız, konuyla alakalı resimlere ulaşırsınız.
Video seçenegini aratırsanız size o konuyla alakalı videoları verecktir.
Etiketler: internette arama, site içi arama
Arıcılık Bilgi Merkezi | Yorum Yok »
ARICILIK FESTİVALİ, İSTANBUL 2
Ekleyen, Ali Türk on 12 Şubat 2013 – 21:41 -İstanbul arıcılık ve arı ürünleri festivali.
9 Ocak 2013 günü Gebze den Zaim abi ve Cemil usta ile çıktık, yolda Raşit beyi aldık ve Ümraniye de buluşma noktasına vardık, Yusuf yok.
Bir kafeye girdik, çay içerken bizim kalfa ayak üstü Zaim abiyi muayene etti.
Biraz sonra Yusuf geldi, festival alanına hareket ettik. Hayatımda dinlediğim en güzel iki yaşanmış hikaye vardı. Birisi genç bir hakimden, birisi genç bir doktordan. Burada yazılacak gibi değil ama çok güzellerdi.
Arıcılık festivalinde Gebze bal birliğimizi Ersan Çınar temsil etti, kendisi aynı zamanda Gebze Ziraat Odası başkanımızdır.
Festival alanında Yunanlı arıcılar ile buluşuyoruz. Hediyelerimizi verdik, hoş beşten sonra dolaşmaya karar verdik, bir dolaşabilsek bari.
Zaim abi bir kaç etkinliğe katılmıştı, arıcılık onun için oldukça farklı kişileri tanımasına neden oldu.
Sadri abiyi ziyaret ediyoruz.Ülkemizdeki son yılların en büyük gelişmesi, suni tohumlama aletleri yerli oldu.
Düzceli arıcılar festivalde hoş beş ediyoruz.
Efraim abi festivale gelenler arasındaydı.
Zafer abiyle buluştuktan biraz sonra Şeref Kokmaz da yanımıza geldi.
Şeref abi Zafer abiyle tersaneden arkadaşlar.
Soldaki arkadaşla da orada hoş beş ettik ama adını unuttum.
Bizim tanıyamadığımız ama bizi tanıyan bir kişi daha. Bu acayip bir duygu. Dolaştığınız ortamda sizi tanıyan bir sürü kişi ve siz onları tanımıyorsunuz. Her tanışma noktası tıkanıyordu, üç beş laf edelim diye takıldık mı arıcılardan ayrılamıyorsun.
Halil Güneş ailesi. Ailecek arıcı, baba oğul ikisininde adı Halil.
Ali Osman Çalık abimiz, Pınarhisar B al Üreticileri birlik başkanı. Aman bizim kalfayı o civara sokma demiştim bastığı yerde ot bitmez. Gelinen noktaya bakın, yerlere suni çim serip bana bak nasıl ot bitermiş gör diyorlar.
Gene bir abimiz ve ben isim yok::((
Bursa’dan arıcı Mesut ve arkadaşı, ötekini zaten biliyorsunuz::))
Yeni tanıştığımız arıcılardan soru üstüne sorular, kalfa cevaplasın beya::))
Zaim abiye bir gaz veren olsa, festival alanında almadık bir şey bırakmayacak. Daha kara kovanına arı koymadık bir tanede buradan alalım dedi. Zor vaz geçirdik.
Bu abileri unutmadım, Çanakkale’den geldik demiştiler::))
Ercan bey, arı evi, abi mahvoldum dedi,dedim hayırdır. Abi acayip iş var yetiştiremiyorum şu halime bak dedi. Allah’tan belanı mı istiyorsun , şükret dediğimde.
Abi şükürler olsun diye nasılda dua edermiş::)))
He şöyle.
Güner Kayral, tüm etkinliklerin demir başı. Nerede bir arıcılık etkinliği varsa mutlaka karşınıza çıkar::))
Saim Ahmet Gürel ve Tomas, kendisine verilen hediye kraliçe maskotu aldı.
Saim abi bizlere de birer kraliçe arı maskotu verdi, çok güzel bir anahtarlık.
İzmir arıcılıktan Ersan ile bir sene öncesi İzmir’de Oktay beyin arılığında tanışmıştık.Bu yıl plastik altlığı bitirip festivale yetiştirmişler. Ben kendilerine erkek üretimi için plastik petek siparişi vermiştim, kargoya verecekti, festivale geleceğini öğrendim, orada görüşelim demiştim. Stantlarına iki sefer gittim yoktu, üçüncüde buluşabildik.
Feyzullah hocamız bir proje tanıtımı için arıcılık festivalindeydi.
Bir ara Adem Yamak abimizi gördüm. Hoş beş ederken oğlu Emin abi senin için ana arı kutusu yaptım dedi. Zaten her tarafım kutu oldu, aman sus dedim::))
B
u sene festival acayip yoğundu. Biz toplam iki saat ancak kaldık, seneye herhalde daha büyük katılım olacaktır diye düşünüyorum.
Festivale gelen herkes bir şeyler alıyordu bu güz demektir. Hareket ve bereket var yani::))
Emin ile bizim kalfa bile güreşine tutuştular, yeneni söylenmiyorum::))
Bir ara ilhami abi minibüs geldi Darıcaya gidiyoruz dedi, ne olduğunu anlayamadık, kendimizi minibüste bulduk, ver elini darıca. İki saatte bir sürü kişiyle tanıştık konuştuk, iyiki gün boyu orada kalmamışım, yoksa festivali de hatırlamayacaktım, durum onu gösteriyor.
Doktora göre, bu yaşlılık alameti imiş::((
Festival nasıl başladı nasıl bitti anlayamadık…………
Etiketler: arı ürünleri festivali, arıcılık festivali
Arıcılık Bilgi Merkezi, Arıcılık gezileri, Magazin | Yorum Yok »
İSTANBUL ARICILIK FESTİVALİ VE YUNANLI ARICILAR
Ekleyen, Ali Türk on 10 Şubat 2013 – 23:58 -İstanbul arıcılık festivali 3 gündü, biz ortadaki günü seçmiştik. Günü seçerken istediğim günü ben zaten seçememiştim. Birde başka işler çıktı bunlardan birisi Yunanlı arıcıların bizleri ziyaret etmeleriydi, Manos bir haftadır zaten burada, birde yeni arıcılar geldi, ruşetlerin işlerinde aksama oldu ve çok şükür 10 şubat pazar günü marangozdaki ruşetlerin çıtalarını doldurup kapaklarını kapadım baharı bekliyoruz.
Festivale dönecek olursak geçen sene bize hediyeler getiren Thedosıs ve oğlu Tomas ile birlikte bulundukları yerin arıcılar birlik başkanı bu yıl gene geldiler. Geçtiğimiz yıl buluştuğumuzda gelen hediyeleri tahmin edememiştik ve hemen bir şeyler alıp versek te mahcup olmuştuk.
Bu yıl buluşmamızla birlikte dillerini bile bilmediğimiz arıcılarla gülme krizlerine tutuluyorduk. Meraklı gözlerle millet bize bakıyor, nerede dursak o bölge yıkanıyordu. Durmayalım yürüyelim diyoruz biraz sonra gene bir yerde toplanıp trafiği hep aksatıyorduk. Festival bahaneydi, herkesin maksadı muhabbet ve tanımadığı kişilerle tanışmak…
Bu yıl gene bizlere hediyeler getirmişler ve daha buluşmadan hediyelerimiz evlerimize gelmişti bile. Bu yıl hediye dersine çok iyi hazırlanıp, geçen yılının acısını da çıkartmayı kafaya koymuştum::))
Seneye konteynerla hediye gelirse şaşırmayacağım::))
Hediye öyle verilmez böyle verilir…
Bu arada İlhami abi dedi ki saat 3 de Darıcaya gidiyoruz sen ve Doktoru istiyorlar, kim istiyor, Yunanlılar darıcayı göreceklermiş.
Muhteşem abi işi yokuşa sürüyor bakın trafik var, 3 saatte Darıcaya varamayız, 3 saatte geri gelinmez….
Misafirler diyor ki, biz minibüs tuttuk ve zamanımız var::))
Kabine tam toplanamadan tekrar dağılıyoruz::((
Yanımızda bir kaç arıcı var zannediyorduk, dışarıya çıktık oda ne bir sürü Yunanlı var ve minibüsü bekliyor. Biraz gecikmelide olsa araç geldi, İlhami abi, Manos ve Thedosıs taksiyle Darıcaya yola çıkmışlardı. Bizde bereket trafiğe takılmadan Darıcaya vardık ama hava karardı. İlhami abinin siteye vardık, eve girmemişler hayırdır dedim dedi ki arılığa gideceğiz, özellikle sordum bu senin fikrin mi diye::))
Gece olmuş bu havada ne yapacağız arılıkta hafiften yağmur var tam sis değilde pus var. Misafirler istemiş arılığa gitmeyi….
Bu arada ekipte birde papaz var.
Gene bir ilke imza atıyorum, karanlıkta papaz telefonun flaşını açtı fener görevi yapıyor ve ben kovandan çıta çekiyorum.
Flaşlar patlıyor sağlı sollu, içimden diyorum yav bizi deli mi öptü…..
Arılarda diyordur acaba bu ne iş diye….
Hayret bir olumsuzluk yok, siz kesinlikle bu işleri denemeyin, deli öpse bile….
Gece gece arılıkta fotoğraf alıyoruz sis iyice yoğunlaştı en güzel foto bu.
İlhami abinin eve geçiyoruz, millet öbür tarafta Zafer abiye misafir olmuş telefon ediyor sizin hakkınız olan kebapları biz yiyoruz vekalet veriyoruz yiyin diye, içimden bizsiz nasıl boğazınızdan geçiyor demedim değil hani….
Papaz suni tohumlama işinde hangi ülkenin tekniğini kullanıyorsunuz diyor. Yunanistan da bizim gibi arıcılıkta geri ülkelerden biri.
Suni tohumlama bilen bir kaç kişi varmış ve bizden ardım ve bilgi istiyorlar.
Bu papazın arı sütü üreticisi olduğunu biliyorum, bende arı sütü konusunda bilgileri öğrenmek istedim.
Arı sütü toplandığında 3 saat doğal ortamda lkalabiliyormuş yani 3 saat içerisinde bozulma olmuyor dedi. Peki saklama koşulları nedir dedim, – 18 derecede (eksi 18 derece) 2 yıl saklanıyormuş. En önemli detay ise dolaptan çıktıktan sonra 6 saat içerisinde tüketilmeli, bizim bildiklerimiz alt üst oldu.
Dedim bala karıştırıp daha uzun sürede tüketsek, olmaz diyor 6 saat içerisinde tüketilecek, 6 saatten sonraki sürelerde süttün etkisi kalmaz dedi. Ben kendisine Almanya da Janterin arı sütünü bir gaz ile sakladığı duydum dedim ben bilmiyorum dedi. Daha önce Mehmet Yüksel Janteri ziyaret etmişti ve orada gazla sakladığını söylemiş ama tekniğini kimseye bildirmiyor.
Geçtiğimiz yıl bu papazın sidisini bana Thedosıs, hediyeleri içinde sunmuştu, üç bölümden oluşan arı sütü üretim aşamalarını içeren sidi bu yıl yeniden hediye edildi.
Papazların arıcılığa katkıları geçmişte çok fazla, kullandığımız iki çeşit kovan iki ayrı papazın icadı. Gene Buckfast denilen arı bir papazın ürettiği hibrit bir arıdır.
Bu arada saat 21:30 da İlhami abinin evinden geri dönüşe geçildi. Muhteşem abinin araba Ümraniye de Yusuf Şimşak’ların ofisin yakınında bir yerdeydi. Yolda minibüsten inip taksi tutup arabasına ulaşıp gece yarısı evine gelebilmiş.
Festival fotolarını bir sonraki sefere paylaşacağım.
Etiketler: arıcılık festivali, yunanlı arıcılar
Arıcılık Bilgi Merkezi, Arıcılık gezileri | Yorum Yok »


































































