ARICI MİSAFİRLERİMİZİ KABUL ETTİM

Ekleyen, Ali Türk on 08 Aralık 2012 – 23:24 -

Hafta içi kalfam Dr.Muhteşem bey ve bazı arıcıları misafir ettim. Muhteşem bey mesaiyi bitmeden postu belediyeye attı, neskafesini yudumlarken Trakyalı Şenol ile sohbet ederken görülüyor…

Mesai bitti aklı sıra bizi uyutacak, hadi iş yok mu filan, derdi ustalık belgesi.

Sen yeter ki iş iste işten çok ne var bizde. Nasıl çalışıyor, gönlüm elvermedi, dedim fazla kendini hırpalama, iş bitmez, daha bahara çok var filan deyince uyandı, yani en azından bahara kadar belge yok::))

Bu işe biraz bozuldu, morali düzelsin diye yemeğe çıktık.

Biz hışır’a gireceğiz aa oda ne başka arıcılar var::))

Yav iyi ki geldiniz, filan deyip sohbete daldık, yemekler geldi. Nasılsa doktor kontrolündeyiz götürün.

Misafirlerin derdi mersinden gelen yiyeceklerin yerini soruyorlardı,zahmet buyurmayın ben size getirdim dedim. Birde bu kadar mı kaldı demezler mi, sizi kaç sefer çağırdım aman gelin bitiyor diye oralı olmadınız::))

En son künefeleri götürdük, sohbet çok güzeldi. Aslında hava musade etseydi, daha başka yerde kalabalık bir şey düşündük olmadı. Birde Zafer Anlayışlı abim, Gürol abiyle geleceklerdi, talihsizlik oldu ve trafik kazasında kolu kırılmış, geçmiş olsun dileklerimi buradan yeniliyorum. Bu toplantı adet yerini bulsun bir araya bir gelelim de sonrasını düşünelim gibi bir şey oldu.

En son hışır dayıya hesap öderken ki bu halim, birçok kişi tarafından başka yerlere çekildi. Kimisi Hışır dayıya bürütüs demiş, kimisi o ne biçim adam Erol Taş gibi filan.

Benim duruşum bile boyalı basında yanlış anlaşılmış, misafirlerimize izzet ikramda bulunurken bir kusurumuz olmasın diye iki büklüm olmuşuz bunu bile çarpıtanlar var…

Allah her şeyin hayırlısını versin.


Etiketler: , ,
Arıcılık Bilgi Merkezi, Arıcılık gezileri | Yorum Yok »

ARICILIK, MAĞAZİNSİZ OLMAZZZZZ

Ekleyen, Ali Türk on 04 Aralık 2012 – 18:17 -


Arılarımızın bir kısmı Mersin aydın’ta. Keşke hepsini getirseymişim diye hayıflanmadan edemiyorum. Resimdeki kişi Fahri Kara. Arılığı beğenmedi, bu böyle olmaz, bu kovanlar yerden kalkmalı, yapılan iş içime sinmedi, bu adamı buraya getirdiniz böylemi gelene sahip çıkıyorsunuz dedi, ben sadece seyrediyorum. Bir kaç kişiyi aradı anında kalaslar bulundu, nakliye için bir kaç kişi aradı, bir baktık malzeme arılıkta.

Doktor kontrolünden uzaklaştık ya, Mersin’de ziraat mühendisi Muhammet beni sahiplenip kontrolü altında tuttu::))

Bu nasıl kontrol anlamak imkansız.

Mersin Aydıncık ve arkadaşım Ekrem Kara, sıcak sudan soğuk suya elimizi sokturmuyor. Bir inşaattan gelen ağaçları kovanların altına koyacağız.

Ekrem’in bacanağı Ali, adaşım benim::))

Bu arkadaşın ismini hatırlamıyorum, o kadar kişiyle tanışıyoruz ki, bir sürü kişi yardım ediyor, isimler yok, biraz ayıp oldu, içinizden yuh diyenler olabilir, yaşlılık zor::))

Yanlız çok iyi balıkçı olduğunu öğrendim, balığa çıkamadık, dolayısı ile isim hatırlanır mı? hatırlanmaz tabi.

Ağaçlar kaba taslak olarak dizildi, fazlalıkları sökülecek ve arıları yerden keseceğiz. Muhammet böyle havalı dururken içinden neler geçiyor siz bilmiyorsunuz, ben biliyorum.

İçinden diyormuş ki, kaç gündür arıların içindeyim, kaç kişiyi arı soktu ben sokulmadım::))

Bir arı iki kaşın arasından yapıştırdı. Okumuş adamın hali bir başka oluyor, hemen biraz çamur sürüp kendisini tedavi etti.

Sonra bana çıkışıyor.Bu Manisa arılarını buraya niye getirdin, arılıkta bir kaç tane Aydın ve Muğla arısı var, ayrıca en sakinleri olmasına rağmen dokundun mu terör estiriyor. Onlar Manisa değil diyorum, ha Muğla ha Manisa Eğe arısı değil mi diyor.

Muhammet’ de birde boşta duran branda varmıştı, boş malzemeleri branda ile örttük.

Mahallede her gün bir hanede ekmek yapılıyor. Allaha şükür hiç birisi bizi davet etmeden geri kalmadı, bizde kırmadık, bol bol bazlama yedik.

Bu nasıl iş anlamadım, daha acıkmadan, bir başka yerden davet alıyorsun. Belkide hayatımda bu kadar kısa sürede böyle çok bazlama yememişimdir. Sadece bazlama mı?

Aydıncık baştan sona sahil, o kadar çok balık çeşidi var ki. Bu yıl bol bol palamut yakalamışlar, ben orada iken mercan zamanı idi, çalışmaktan vakit bulup bir türlü balığa çıkamadık. Resimdeki balığın ismi ise sokan balık. Sırtında bir iğnesi var, size ölüyken bile dokunsa elinizi şişiriyor.

Aydıncık ilçesinin en meşhur balıkçısı, tüpsüz 50 metre dalıp zıpkınla balık avlıyormuş, hep zıpkınla balık avlamak istemişimdir ama 50 metre dalınır mı?

Birde benim bildiğim 35 metreden sonra daldın mı vurgun yersin Allah korusun.

Bu arada sokan balıkların lezzeti süperdi, arada kaynamasın.

Her evde böyle bir aparat var, ister ocak deyin, ister mangal deyin, normal teneke veya kovaya altına ızgara konulmuş, içertisi betonla kaplanmış, ve közü atıyorsunuz, bir güğüm suyu 10 dakika da kaynatıyormuş. Çayınız ise közde demleniyor ve hiç soğumuyor.

Bol bol közde demlenmiş çay içtik. Bu arada bu çay kaynayan yerde bazlama yapılıyor, yan taraftaki resimleri paylaşmayayım ayıp olmasın::))

Gündüzleri çalışmaktan bazı işlerde aksama oldu, kekleri akşam üzeri poşetledik, tüm komşular kek paketleme işine katıldı. Resimdeki kişi bizim Ekrem’in kayın biraderi, Veysel. Veysellerin bu yıl 50 kovan arıdan 35 kovan sönmüş, şimdilik 15 kovanları var. Bahara bir kalanlar çıksın bakalım, bölme usulüyle biraz sayıyı artırırız. Gerçi buradaki arılarda Muğla arısı gibi oğul manyağı. 10 Çıta arı olmadan oğul veriyorlarmış.

Kekleri zayıf ruşetlere takviye amaçlı hazırlamıştım ama bizim Ekrem ben geldikten sonra iki sefer ruşetlere bakım yaptı, invert şurup için şeker ve krem tartar bırakmıştım, bir seferde şuruplamış. Böyle arıcılığa ne varki. Korkum ruşetler aç kalıp sönmesindi ama böyle bakım olduktan sonra ruşetlere kışın kat atarız be::))

Şimdi anladınızmı arıların hepsini götürmediğime niye üzülüyorum::((

Kasım ayının ilk haftasında Sultanbeyli de yaptırdığım kekler, Aydıncık’ta paketleniyor.

Ortadaki çocuk ise Halil. O kadar zeki olmasına rağmen kimseyle iletişim kuramıyor, duymasında sorun yok, işine gelirse bir kaç kelime konuşuyor. Siz bir deyin o iki diyor, böyle bir zıt yapısı var. Özel eğitim veriliyor, bizleri biraz izledi ve kekleri paketledi ve yaptıklarını kendisi ayrı dizdi. Ne söylerseniz tersini yapan birisi.

Bu sera dikkatimi çekmişti. Tüm fideler mafolmuş dedim, bunu bilinçli yapıyorlarmış, fide hızlı gidiyorsa bazı organik asitler verip bitkiyi bir kaç gün bayıltıyorlarmış. Buna niye gerek duyuyorsunuz dediğimde, fide yavaş gelişir ise kökleri ve gövdesi kuvetli oluyormuş verimde ona göre oluyor. Bir kaç gün sonra bu görüntü kalmıyor.

Bu kadar kısa sürede Mersin Aydıncık yöresel yemeklerinin hepsini nasıl yiyeyim, hızlandırılmış menü gibi az dolaşıyoruz bir başka yerde bir başka yemek ve sofradayız.

İzin süremi biliyorlar, ben çaktırmadan bilet alayım ve bir akşam ayrılmam lazım sıkılıyorsunuz bu kadar ilgiden.

Bizim mühendisi aradım, Muhammet kardeşim çaktırmadan bana bir bilet al yarın akşama gideyim, tamam abi dedi, akşam yemekte Ekrem’e diyor ki bu gün Ali abi beni arayıp böyle dedi::((

Karar, buraya sen kendin gelirsin ama gitmene biz izin veririz….::((

Bu menüde mühendisimizin kendi elleriyle yaptığı bir tepsi makarna var, adı makarnaydı, içinde o kadar çok şey var ki.

Buradaki kişiler ağaç aşısı konusunda çok ustalar. Hele bir aşı söylediler bahara yapacağım, taze üzüm filizini çapraz kesip, bir başka üzümden aynı kalınlıktaki üzüm filizini keserek bantla yapıştırıyormuş, yeşilken ve bunu ilk uygulayan 70 tane üzerinde deneme yapmış hepsi tutmuş, düşünsenize, bir üzümünüz var, her bir dalı ayrı cins üzüm, bahara deneyeceğim. Resimdeki ise mayıs haziran aylarında çokça yapılan göz veya yaprak aşısı görülüyor.

Mersin civarında ve bir çok yerde bilinen bir mantar çeşidi, sadece isimi yörelere göre ismi değişiyor. Aydıncıkta çam mantarı diyorlar. Markette kilosu 3 liradan satılıyor, sıradan bir markette değil, ilçedeki en büyük marketti.

Çam mantarı, küf yapıyor, demelerine göre peynirdeki küfle bu aynıymış.

Gebze’ye gelirken biraz mantar getirmiştim, evdekiler tadına bile bakmadı. Pişirip pişirip kendim yedim, tadı çok güzel.

Yaban mersini veya murt. İlk başlarda bayağı bir alışmakta zorlandım, şimdi her gün avuç avuç yiyorum.

Yaban mersini yavaş yavaş bitiyor, hazıra dağ dayanmazmış, murt dayanır mı::))

Yer fıstığı. Taze yeni sökülmüş yer fıstığı. Yemesi başlarda pek hoş olmuyor, çiğ bir kokusu var. Zaman içinde tadına alışıyorsunuz.

Alışamayanlar fıstıkları hafif kırıp, tuzlu suda kaynatıyorsunuz, çiğ kokusu kalmıyor, şimdi her türlüsüne alıştım.

Minicik greyfurt ağacı meyvelerden yıkılıyor.

Muz çiçeği.

Muz çiçekleri tuttuğunda altından muz meyvesi çıkıyor. Söylemlere göre bir fide 150 kilo muz verebiliyormuş, henüz yerli muz yemedim, demek ki nasip değil.

Hurma, bana uzun süre yetecek.

Ekrem bahçelerinden bir salkım kesip, bunu götür evinde bir yere as, olanları yersin dedi. Normalde bu hurmalar yemyeşil oluyor, olgunlaşmaya başlayınca sararıyor, tam olmaya başladığında ise kahverengi leşince ye.

Taze hurma. Arabistan’da taze hurma vardır, hac ve umreye gidenler, son gün marketlerden aldığı hurmaları evlerine getirirler. Normal şartlarda olgunlaşmış taze hurmalar doğal ortamda bozuluyor.

Keşke her bölgeye arı götürebilseydik, görmediğiniz, bilmediğiniz yemediğiniz, neler var neler::)))

Aydıncık yolculuğu çok zor ve zahmetli olmuştu, sonrası, sanki sanal cennete düştüm, hep sıkıntı çekilir mi, arıcılığın diğer tarafları süper::))

Birde birisi arılarını, kontrol edip gerekenleri yaptı mı, kebap, kebap::))
Yani magazin şart..


Etiketler: , , , , , ,
Arıcılık Bilgi Merkezi, Arıcılık gezileri, gezginci arıcılık, Magazin | Yorum Yok »

ARICILIK VE NAKİL

Ekleyen, Ali Türk on 23 Kasım 2012 – 22:26 -

2012 Yılı içindeki en zahmetli arı naklini yaşadık. Bu kadar terslik üst üste nasıl geldi anlamak imkansız.

Gezginci arıcılık ve nakil zorluklar yumağı.

Arılara gidilen tarla, nakilden üç gün önce sürülmüş, yol kapandı. Yandan bir yerden başka yol buldum, ben minibüsle girip çıkmama rağmen kamyon oradan arılara ulaşamadı.

Traktör çağırdık, kanyonu çekemedi, bu sefer köye römork takmaya gitti.

Ben başka yerdeki arıları minibüsle taşırken dolu malzemelerle boşlar arabaya karışık yüklenmeye başlanmış bu bile büyük sorun oldu.

Arılar ile kamyon arasında 400-500 metre mesafe var, 4 tur yaptık, traktöre yükle getir kamyona aktar, tekrar başa dön. 2 Saatte yüklenmesi gereken kamyon, 6 saatte yüklendi. Yola çıktığımızda saat gece 12 olmuştu.

İlhami abi ve benim bazı arılar yola hazır. İlhami abim son rötuşları yapıyor.

Arı yükleme işi bittiğinde herkes dağılmıştı. Ben ise dağılmaya devam edecektim::))

Dünya yol var ve orada ruşetlere kovanlardan bal verilecek, bazı ruşetlere arı takviyesi yapacağım.

Bir kovandan arı çıktı hemen indirip, arabanın yanından uzaklaştırdık., Birde gece gece canımızı yakmayalım dedik.  En son hareket etmeden, İlhami abiye, bu kovan sana hediyem olsun, koy taksiye götür::))

İlhami abi biraz çamur bulup, operasyon yapıyor. Kısa sürede işlem tamam.

Otobana girmeden bir yerde yemek yiyoruz, bana yatarmısın dediler zaten dökülüyorum, bu nasıl soru?

Kamyonun üst yatağa bir uzandım, bir ara sabah olmak üzere sis duman yerler kırağı.

Burası neresi dedim, Afyon Bolvadin, ortalık içeriden görüldüğü kadarıyla buz gibiydi.

Kahvaltı için Afyon Çay çıkışında Jant Osman’ın yerindeyiz. Ne ararsanız var, kontur, yağ filtresi, mazot filtresi, zeytinyağı, şalgam, çorba çeşitleri, adam tam Jant yani::))

Afyon Çay’dan sonra güzergahta Konya Akşehir var. Mustafa Doğan geçerken ayak üstü görüşürüz diyordu, tam ayak üstü oldu.

Mustafa bize buluşacağımız noktayı tarif etti, telefonda özellikle söyledim kahvaltı yaptık diye, sen kahvaltı hazırla doldur poşete düş yola.

 

Mustafa Doğan ile çok kısa görüşebildik, kamyoncular vakit kaybetmeyelim dediler, kamyonda birde Çumra belediyesine portif götürüyoruz.

Ben Gebze modundayım, hava soğuk, Mustafa ise Konya soğuğuna göre giyinik.

Kahvaltı yaptık dememize rağmen yolda yersiniz diye kamyona veriliyor.

Yolda çay içiyoruz, Mustafa’nın termostan, bu arada termos kaynadı gitti.

Çumra belediyesinin kurban satış yerindeki rampada portifi indirdik. Tam kurban pazarının karşısındaki evin bahçesinde çok arı kovanı vardı. Resimde göründüğünden çok fazla arı kovanı dizili.

Kahvaltı sepetinden  yok yok::))

Termosta çay, yumurta haşlamış, tereyağı, bal,zeytin, kaşar peyniri.

Soldaki kamyonun sahibi Anamurlu Yakup, sağdaki ise şoför, oda gene Anamurlu Muhammet.

Yolda kahvaltılıklar nedeni ile öğlen yemeğine ihtiyaç duymadık. Mersin Aydıncık’a vardığımızda ise akşam üzeriydi. Hava kararırken indirme işi bitti.

Arıları ve malzemeleri üst üste yığdık, burada sorun araba arı konulan yerden dönecek diye kovanları dizmedik, dönemedi ve yığılan kovanları ikinciye dağıttık.

Hava karardı, arkadaşım Ekrem’in evinde verilen yemeğe geçiyoruz.

Yemekten sonra arıları dizip, bazısının polen çekmecesini bazısının alt havalandırma çekmecelerinin nasıl takıldığının eğitimi var.::))

Resimdeki arkadaşlar arıcılığa oldukça meraklı kişilerden oluşuyor, kiminin belgesi, kiminin de sönmüş arıları ve boş kovanları var.

Seneye burada bayağı bir arıcı olacak galiba.

Ziraat mühendisi olan Muhammet Pak ise, çalışanlara ışık saçıyordu::))

Geleceğimiz son gün kovanları yerden kaldırma işleminde kaşının ortasından sokulup arıcılığa girmiş bulunuyor::))


Etiketler: , , ,
Arıcılık gezileri, gezginci arıcılık | Yorum Yok »

ARICI ANNEM

Ekleyen, Ali Türk on 05 Kasım 2012 – 18:25 -

Bayramdan sonraki haftayı izin olarak kullanmak istedim, 4 gün izin aldım, 12 gün tatil. Kurban bayramı bitmeden Niğde Bor, Balcı köyüme gitmek istedim, çok enteresan  bayram bitti, İstanbul için dönüş başladı, ben cuma günü bilet bulamadım, hala İstanbul yönünden doğu yönüne tüm otobüsler fuldü.Bende 29 Ekim pazar akşamına bilet bulup memleketimin yolunu tutmuşum, dönüş yolu ise acayip tıkanıktı, İstanbul’a gitmek isteyenlerin kuyruğu, yada, İstanbul yönüne seyir edenlerin kuyruk uzunluğu Sapanca’daydı, zor bir trafik.30 Ekim Pazartesi günü Niğde Bor’a sabah indim. Üç gün köyde kalıp daha sonra Mersin Aydıkcık’ta bir kaç  gün kalıp, nihayet bir hafta sonra yuvama döndüm.

Güzel bir gezi oldu, zaman yetmiyor, dolu dolu bir haftayı sizlere paylaşılacak, ama hemen değil, bayağı bir yoruldum.

Annem genelde arılardan korkar, maskesiz kovan açmaz, artık maskeyle de açmıyor, görmüyorum diyor. Kovanda bal varsa kovanın iki tarafından ikişer çıta alıp kapatır, biz gidersek kovanı düzenleriz yada işten anlayan birisi gelip düzenleme yapar, yada bu şekilde kışlar.

Bu kovanlar babam rahmetli olduğunda bir taneydi, bazen 5 kovan olur, şu ana kadar 2 tanenin altına düşmedi, ırkına da dokunmadım, aynen devam ediyor, halis Anadolu yani::)) İki kovanın birisi feci saldırgan bu sene gene 5-6 yerimden soktu. Bu kovan sakin, birde kardeşler hani.

Annemi Muhteşem abi arılıkta resimleme mi istedi, ne yapacaksa::))

Annem ise arı sokarsa çıtayı atarım diyor::))

Yok sokmaz, dedim ve 6 resim almışım, sağ koluna bir arı girdi, hemen çıtayı alıp, magazin işine son verdik::))

Arıcı annem, sokulmadan işi sonlandırdık.

Öbür arıyı açmanıza gerek yok,önüne geçin seyredin, küt diye yapıştırıyor, bu sene bahara çıkması zor gözüküyor, ana arı sakatlanmış, ama hala zayıf olmasına rağmen yavru vardı, annemin elindeki arı ise 6 çıta ful arılı ve hiç yavrusu yoktu.

Sözün özü.

Tatil bitti, geldik be ya::)))

Ayrıntılar gelecek…….


Etiketler:
arıcı, Arıcılık gezileri | Yorum Yok »
Forum