ÇAM BALI VE BASRA BÖCEGİ

Ekleyen, admin on 20 Ekim 2009 – 21:00 -

Çam balı ve basra böcegi hakkında bloklarımızda detaylı resim ve bilgiye raslamak zor yada resim ve bilgiler yetersiz demek daha dogru olur. Yunan’lı bloklarda çam nektarıyla alakalı resimleri içim giderek izlerim, hatta kokkini melisanın sitesinden iki resmi resim arşivine almıştım. Dünyada lafa geldiğinde çam balının %80 ni bizde fakat bu çam ve bölge hakkında gerekli bilgilerden yoksunuz. Ben Milas’ta iki gün bulundum ve genelde iki ağaçtan bir çok resim aldım. Bölgede günlerce durabilseydim neler yakalardım. Bizim ziyaretimiz bayram ziyareti gibiydi ve üzerimizdeki bayram kıyafetleriylede bu kadar resim alınabildi.
Basra böcegine, bölge halkı tarafından ise “çam böcesi”

denilmekte. Bu çam basra böceginin yada “böce”sinin bir çok evresi varmış, ilk yerde başlayıp gövde ve dallara kadar yayılıyor. Bu resimler makinaya yaklaşık 1,5-2 metre uzaklıktaydı, makinamı yeniledim, iki metredeki noktayı makro gibi odaklayıp çekebiliyorum. Bu resimleri çekerken Oktay’la birlikteydik. Ben noktaya odaklanırken oda benim kollarımı tutuyordu, resim sayısı çogaldıkça ellerinizin titremesi fazlalaşıyor. Normal resimde basarsın gider, ama noktayı odaklamak için ilk resimin içinde noktayı bulup sonra o noktayı zumlamaya çalışıyorsunuz. Ben istediğim resimleri çektiğime inanıyorum. Bu dalda fazla resim eksiğimiz vardı.

Çam dallarındaki kabukları kaldırdığınızda, altında o kadar çam balı salgısı varki. Tabir yerindeyse çam balı saganak yağmur gibi yağıyor. Çam balındakiler ise buna baskın bal geliyor diyorlar. Bencede saganak bal yagışı oluyor.
Sorun ise şu. Arınız kadar bal alabiliyorsunuz. Anaarı üretimi yaptıgım arılıkta 40 civarında kovan bulunduruyorum. Bu 40 kovan hem erkek üretimi için gerekli, hemde anaarı memelerini başlatıp bitirmekteler. Yaz boyunca dikkatrimi çeken ise, 2-3 çıta arının 1,5-2 litrelik şurubunu doldurun, bu şurubu 2-3 günde çekemiyor. Anaaarı memelerini beslettiğimiz kovanlar 8 çıta veya 10 çıta civarında oldu. İnvert şurubu dolduruyorum defalarca bunu gözlemledim, 2 litre şurubu 3 saatte silip süpürdüler.
Çam balıda aynı meydan şerbtlemesi gibi bir şey, her taraftan bal akıyor ama arınız kadar bal alırsınız. Bu bilgileri veriyorumki gezinin başına dönüp, sıradan haberlere başladığımızda bir çok konuyu daha iyi anlayasınız diye. Bir çıta arı bile bu bölgede anası varsa bahara çıkar diye önemli bir arı kolonisi yani.
Basra böcekleri, kabukların altında çamı bir şekilde yaralıyor ve böcegin yaraladıgı yerden de tatlı sıvı çıkıyor. Bazılarıda bu sıvıyı böcegin dışkısı sanmakta, bu kesinlikle doğru degil. Agaçtan akan sıvı aynı bal gibi kıvamda, direk bu damlacıklardan yedim. Yukardaki resimde “çamböcesi” iş başında.

Çambalı, çam böcesi varsa oluyor. “Çam böcesinin” üremeside iklimlerle alakalı, bazen bu böcekler kuluçkaya yatamadıklarında çam balı hiç olmuyor.

Çam böcegi, yada çam basra böcegi, ilk toprakta üreyip, çam ağaçlarının gövdesine tırmanırmış, daha sonrasında ise dallara dagılıyor. İlk iş yapanlar çok minik oluyormuş, bizim görebildiklerimize yöre halkı onların işi bitmiş diyordu, minicikleri agacı deliyormuş yani.

Toplu iğne başı kadar böcek nelere sebeb oluyor.

Belki diyorum ilerde bu bölgeye gittiğimizde bu kadar kısa sürede dönmeyizde daha detaylı bilgiler alabilirim.

Birde bu bal damlaları ilk çıktıgında arı tarafından toplanmadıgında üzeri kabuk bağlayıp kuruyormuş.

Kabuk bağlanmadan alınırsa devamı içerden gelmeye devam ediyormuş.

Bir başka önemli detay ise, çam balı yağmur yagdıgında daha çok gelmekteymiş. Bunuda çıkan sıvının dahada sıvılaşmasına bağlıyorum. Yani yagmur çam nektarını dahada açıp sıvı hale getiriyor. Arıda daha rahat emiyor.

Yağmur çiçek nektarlarını genelde yıkar ve 3-4 gün nektar gelmemesine neden olur. Çamda bu durum yok.

Son durum ise “çam böcesi” çam agaçlarını tamamen sarmış durumda. Çam ağaçlarının içine girdiginizde arı iniltilerini dinlemek çok güzel.


Arıcılık Bilgi Merkezi | 16 Yorum »

17-18 EKİM İZMİR VE MİLAS

Ekleyen, admin on 19 Ekim 2009 – 12:30 -

İzmir’e, oradanda Milas’a gelmemi isteyen iki kişiden birisi Saim Ahamet Gürel ikincisi ise Oktay. Sayim abim Oktay arkadaşına doyamadan geri geldi::))
Benim içinde Oktay’ı ve çam bölgelerini ve son durumları görmek güzel çok güzel oldu. Bir kaç güne kadar gördüklerimi yorumlayıp sizlerle paylaşacagım.
Çok güzzel iki gün yaşadık. Hafta arası İzmir ve Muğla gezisi çıkaranlar oldu. Benide davet ediyorlar bende, hemen kabul edermiyim, aslında içim gidiyor, kaç zamandır biliyorsunuz soğan ekmek yemekteyim. Tabiki bozuntuya vermiyorum, Oktay arıyor abi seni ikna etmem lazımmış diye::))
Ne yapsam ki diye az bir düşündükten sonra ikna oluyorum, Oktay’ımı kırarmıyım. Ayrıcada ilave ediyorum, ilerde kendisi terfi ettiğinde ayriyeten denetlenecekti, o ziyaretim saklı olarak dursun, nasılsa cepte.
Gebze’den çıkarke gps cihazına Oktay’ın adresini girdik. Cumartesi sabahın köründe araç bilgisayarı apartman kapısının önüde aradıgınız yer burası demeden zaten Oktay’ın aracını gördük::))
GPS cihazı bir diger söylemi ise cipies, harita bilgileri yüklendiğinde sizi kavşaklara gelmeden 500 merteden uyarıyor, diyorki devam edilecekse, solda kal, yada kavşaktan sonra ilk çıkışı al gibi. Yada ilk kavşaktan dön. Sormadan İzmir’deki Oktay’ın evini bulduk, içimizden hiç kimse Oktay’ın evini bilmiyordu.
Telefon ediyoruz geldik diye kendisi inamıyor, kapının önündeyiz dedik hadiya, inanmayan iner ve görür.
Zaten kendiside akşamdan yolculuk malzemelerini hazır etmiş, kek mekte var:=) Çantalarını arabaya attıktan sonra yolculuğun hedefi Muğla Milas, kaptanımızda yeni uykudan uyanmış olan Oktay kardeşim.

Bana göre çok güzel ve verimli geçen bir gezi oldu. Arıcıların genelde hepsi varsayım üzerinden senaryoyla avunurlar. Milastada durum aynıydı, arıcıların savundukları faktörleri iki dakikada çürütütüp atıyorsunuz artık size cevap bile bulamıyorlar söylemek için. Bunları ilerleyen günlerde filim ve resimlerle ortaya koyacagım. Biz sanalcılar, çok ilerlemişiz, yılların arıcısıyım diyenler ezberden başka bir şey bildikleri yok, Osmanlı arıcılığı yani. Yaklaşık iki gün içinde benim çektiğim 600 resim ayrıca Saim beyin 300 filan resimide bana gelecek, bunların içinden en güzellerini paylaşacagız. Çam ve basra böcegiyle alakalı bloklarda fazla resim yoktu, kimsede çekmiyor. Bu konudada bayagı bir resim aldım. Filimlerimizde var. Çok ilginç anılarımız oldu Oktay’la bir gece aynı evin odasında birlikte kaldık, gördüklerimiz yada yaşadıklarımızı insanlara aktardıgımızda halimize ne kadar şükretsek azdır diyeceksiniz eminim. Milas’ın köyleri çok fakir ve gelir getirecek bir şeyleri yok, her taraf , zeytin, çam ve arı. Yöre insanı aynı anadolu insanı her şeyini sizinle paylaşıyor, yattıgı yatagı bize verip, kendileri belkide o gece çok rahatsız olmalarına rağmen, ertesi gün size rahatsız olamadınız degilmi ? diye soruları…………….
Şimdilik bu ip uçları yeter sanırım.
Misafir gitttiğimiz arıcı arkadaşlarımıza yiyecekte götürdük, bu sadece ekmek bölümü ve iki günde bu kadar ekmek yetmedi::)))
Resimdeki kişi ise Saim abinin amca oğlu Murat Gürel.
İlk gün akşamı civar köylerden akşam yemegimize katılan arıcılar içinden birde ajan çıktı. Ne yapsam birinden kurtulamıyorun yani::))

Arıcılık Bilgi Merkezi | 10 Yorum »

15 EKİM 2009 DAN GÖRÜNTÜLER

Ekleyen, admin on 15 Ekim 2009 – 20:30 -

Balkoncu hala çiftleştimi çiftleşemedimi bilemiyorum. İki günde bir baksamda hala yumurta göremiyorum, kıçınıda koklayamıyoz, Fakat bu kutu çok bilgi edinmeme sebeb olmuştur. Bu kutu aylarca anasız kaldı ve yalancıya kaçmadı, tabiki kapalı yavrusu hep oldu.
Her kapalı yavru bitimine yakın, tekrar saf karniyolun çıtalarından karışık yavrulu vermişim. Sonuçta iyi bir gözlem oldu. Birde çiftleşip yumurta atsaydı, bahara minicik alanda çıkacakmı onu görecegim. Yolda giderken ilginç bulduğum bir görüntüyü resimledim. Bu kadar sırık açıldıgında, birde balık vurdu, balıgı nasıl dışarı alacak oda ayrı bir konu.
Bir ölüm ilanı, baktım bir kaç kişi dizilmiş okuyorlardı, öleni bende gelip geçerken görmüştüm sabahları yaşlı sahibiyle gezi ve spor yaparlardı. Kader işte 18 aylıkken gitmiş, sahibide bunu yazmış, gene ilginç bir yazı gibi geldi bana.
Bunun yazılarını yazarken aklıma geçen sene Emin Benli’nin aldıgı köpek geldi. Yaklaşık 800 liraya bir köpek almışlardı, köpek hastalanınca veteriner ve tedavi kürleri filan, bizim bir arkadaşta abi ben 400 lira versinler onlara giderim demişti::))
Neden ite 800 veriyorlar ki dimi::))
Benli’lerin penceresinden bakmayınca, 800 lira ve artı masraflar çok saçma geliyor::))

Hacı geçtiğimiz cumadan beri kayıp, en son görüldüğü yer ise Elazıg. Oğlu dediki babamı çıldırttın, en son nereye gidecegini şaşırdı::)))

Bu gün hacıda yokya, dedim öğlenleyin bir dolaşayım, kovanlara baktım, yukardaki kutuları bir gözden geçirdim. Çok şükür sorun yoktu, birde alt kısımda kalan kutulara bir göz atmak geldi içimden. Normalde işim olmadımı buraya pek inmem. Bir baktımki bir gariplik var. Salı günü gecesi çıkan fırtınada kapakların bazıları uçmuş, bazı kutuların örtü tahtalarıda uçmuş.

Bu hepsinden güzel duruyordu en azından kutuların içindekilere zarar gelmemiş.
Bu kutuya yaklaştıgımda bir arı polenle içeri girdi, hayret bu halde çalışmaları gayet güzeldi::))

Ortadaki gözden bir çıta çektim, anaarı daha yumurtaya başlamamış ama yumurta atacak sanki, iyice petek gözlerini parlatmışlar. Hepsini toparlayıp kapattım.

Toparlanmış görüntü bu.

Fakat içime bir kuşku düştü, burada bunlar oldusa ormanda neler olduki diye. İşten bir saat izin alarak erken çıktım. Ormana vardığımda saat 17.30 du. Normade benim paydos saatim bu, bu saatte paydos edip, buraya gelmem 18.30 gelmem demekti. Hemenkovanlara göz attım bir olumsuzluk yoktu bir ateş yakıp, köz olana kadar etrafa bir göz atayım dedim.

Pürenlerin bir çogu bir kaç gündür geceleri soguk ve yanmışlar. İşin garibi kuzeye bakanlar yanmış kuytudakiler hala açıyor geçiyor.

Komşu arılıgı bir turladım herhangi bir olumsuzluk yok.

Bir kovana anaarı verilmiş, bu görüntü %90 anaarı kabul edildi anlamına gelir. Anaarıyı çıkartıp, birde o salkıma petek örmüşler. Daha önceki geldigimde bu petekli kafes kovan üstünde yoktu. Demekki cumartesiden sonra arılıga gelip giden olmuş.

Yanan pürenlerden görüntüler. Komşu arılıkla aramızdaki pürendi burası.

Köz olmuş körüğe atıyorum ilk merak ettiğim kovan anasız kovanımdı. Bu kovan Tarkya’dan bu tarafa iki sefer yalancıya kaçtı ve üç adet anaarımnı kesti. Hele şükür, geçen cumartesi verdiğim anaarıyı kabul etmişler. Yaklaşık iki çıta arısı var ve şu an bir petegin bir yüzü tamamen yumurta. Bu gün en sevindiğim olaylardan birisi buydu. Çünkü kaç aydır inatla uğraşıyordum, üç anaarı gitti ama sonuçta istedigimi aldım.

Burada şu notuda aktarayım, benim yalancıya kaçan kovanlarda yeni uyguladığım teknik.Yalancıya kaçmış kovandaki yavrulu çıtaları kovana silkeleyip alıyorum. Sonra iki degişik kovandan birer çıta yavrulu ve arılı çıta getiriyorum. Arılı ve yavrulu çıtayı yalancıya kaçan kovana getirmeden hafif hafif silkeliyorumki tarlacılar çıtadan düşsün. Daha sonra yavrulu çıtadaki, işçi arılarla birlikte kovana bırakıyorum, bu işlemi birde başka kovandan yavrulu ve arılı çıta getirerek yapıyorum. Zaten kovandakileri kovan içine silkeleyip ellerindeki çıtayı aldıgımda içerdeki düzenlerini bozuyorum. Dışardan gelen kapalı yavrulu ve arılı çıtalarıda yan yana koyunca, yeni bir düzen kuruluyor ve içerde yalancıları besleyenlerde o kalabalığın arasında kaynayıp gidiyor. Sonuç yeni gelenler yalancıları beslemedikleri için, istenmeyen durumlar ortadan kalkmış oluyor. Bu teknigide bu sene bir kaç kovanda denedim istedigim sonuçları aldım. Normal şartlarda yalancı kovanı başka yerlere silkeleyerek bu işi çözemezsiniz, bence onlar hikaye, çünkü içerdeki arı ailesi cinciri kopmuş, benim son uygulşadığım sistemde hem zinciri bağlıyorsunuz, hemde içerdeki düzeni bozup, yalncı yumurta atanları egale ediyorsunuz. Çok arısı olanların yalancıya kaçan kovanla ugraşmamasını tavsiye ediyorum. 3-5 kovanı olanların bu yöntem işlerine yarıyabilir. Ben bu tür kovanlarla uğraşırken kendime ait teknikler uygulamalar buluyorum.

Hemen arıların arkasındaki başka pürenler, daha yeni açıyorlar. Arılıkta resim alamamın nedeni batarya bitti. makina bu seneyide çıkardı, bazıları acayip gaz versede sana SLR lazım diye, şu an bu gazları yemiyorum::))

Arılıkta işim bittiğinde saat 18:20 di. Ateşi söndürüp, etrafı toparlayıp yola çıkmışım. Hava birden karamaya başladı.

Hava bir kaç gün daha soguk, sonra tekrar tırmanışa geçiyor, ama bundan sonra bir ay daha duruma göre iyi havalar olabilir. Son yagmuru bekliyormuş kovcayemişler, o kadar çok açmışkı, agaçlar benbeyaz olmuşlar. Batarya bitik ve resim nasıl olursa kabulumüzdür diyoruz.

Flaşlı iki üç resimde kocayemişten aldım, eve geldigimde donmuşum be. Çay falan para etmedi, kombiyi yaktım. Paraları mezara götürecek halimiz yok::))


Arıcılık Bilgi Merkezi | 5 Yorum »

10 EKİM 2009 VE SON DURUMLAR

Ekleyen, admin on 12 Ekim 2009 – 18:00 -

Cuma günü ormanda bakımsız kovanlar bulmuştum . Kovanların üzerindeki plakalardan birisini resimleyip, plakadaki numarayı ilçe tarıma sordum, ilçe tarımda il tarıma sordu 10 dakika içinda kovan sahibinin adı soy adı ve adres bilgileriyle telefonu tarafıma bildirildi.
Cumartesi Bekir Gültekin’i buldum ve ertesi güne anlaşıp arılıgında yapılması gerekenleri geçte olsa yapmaya çalıştık.
Çalışırken dedimki, eski hacım vardı, birde yeni hacım var, senin adın ne olacak dedim, taze hacı dedi::))
Taze hacının haberleri daha sonra karşımızda olacak.Şimdilik bu kadar yüz görümlüğü yeter sanırım.
Bu resimler 10 ekim 2009 gününden. Cumartesi ormandaki arılarımın işini yapmaya ayırmıştım. Açık alandaki pürenlar daha erken açtı, ormanların içindekiler hala açıyor. Dağ taş püren oldu.
Açık alandaki pürenlerin bazıları geçmeye başladı.
Hafta arası bir akşam üzeri İstanbul’a gittim. Tornacıyla bir görüşmem oldu, Almanya’dan gelen suni dölleme sırıngasını alete monte edilmesi için bıraktım. Aracımın olmaması başka sebeblerde var, suni dölleme cihazının bitirilmesi konusunu uzattı. Ayrıca şırınga o kadar basit bir şeyki, adam insülin enjektörüne metal bir kap yaparak 120 avroya bize çaktı. Bu enjektör o kadar basitki. Tabi elinize alıp incelediğinizde bunu anlıyorsunuz. Daha önceki insülin onjektörünün pistonunu taktım hiç bir fark yok, ne diyeyimki, en basit şeylere bile dışarıya mahkumuz. Fakat çok yakında cıhazımız teslim edilecek ve bir ilki daha gerçekleştiriyorum, Ülkemizde yapılan anaarı suni dölleme aletini göreceksiniz. Tornacı Nazmi abi orjinalini getir bire bir yapayım diyor. Düşünün bu konudada dışarı paralarımız gidiyor ve bu işle ugraşanlar hiçmi düşünmedi bu konuları bilemiyorum.
Asıl anlatmak istediğimse, İstanbula giderken, Kurtköy, Sabihagöçen havaalanı civarı, Sultanbeyli, Paşaköy civarları o kadar pürenlikki. O kadar baktım hiç kovan göremedim, sadece Paşaköyden Şile yoluna çıkarken sağda bir iki yerde kovan vardı. Fakat tepeler pespembeydi.

Bitişigimdeki arılıktan görüntü, komşu arılık, aramız 50 metre yok, ayrıca 500 metrelik yol üzerinde 5 kişinin arısı var. Kovanlarlar çalışırken bu durum hala sıkıntı oluşturmakta. Kovanları incelerken çok kısa sürede işlemleri bitirmediğinizde her taraf arı kesiyor. Mevsim itibariyle bal gelsede, yagma için çok dikkatli olunmalı.

Komşu arılık ve diğer arılıkla pürenler iç çeler.

İş bitimi Osman ünalların arılıgına ugradım. Kapattıları kovanları saydım 27 taneydi. Boş kovan götürdülermi bilemiyorum.
Hemen bu noktadan geriye dogruda Mustafa Kabaoğlu hocamızın arıları vardı, Mustafa abi kovanlarını yaklaşık 15 gün önce buradan istanbula kaldırdı. Kendi söylemlerine göre sağlam bir arı kalmadı diyor , Gebze’ye getirdigi arılardan için.
Bazıları arıların sönme nedenlerine hastalıklarıda eklemeye başlayınca ben bir açıklma yazısı yazdım. Bu bir çok arıcının çözemediği bir hadisedir.
Açıklama yazım bu linkte. Ayrıcada Vecdi abiye verdiğim cevap linkin devamında var.
http://organikaricilik.blogspot.com/

Arıcılılıkta kovan içindeki arı ailesinin açılımını en iyi izah etmeye çalışmak için kovan içindeki zincirden bahsederim. Bu zincir, benim söylemimdir arının doğduktan sonraki ömrü 40 gün, (kış salkımında 8 aya kadar çıkabiliyormuş arı ömrü)kovan içinde bebekte olacak, çocukta olacak 20 günlük iç hizmetleri yapacak, 20 günlük dış hizmetleri yapacak bir zincir gerekiyor. Bunu daha önce bir çok yerde izah ettim.Mustafa abinin arılarda bu cincir koptu, yavru yeri olmayınca tüm arılar tarlacı, iç hizmetleri kim yapacak, anaarı yumurta atsa onlara arı sütünü salgılayacak genç işçiler yok, dışardan bal getiren tarlacının ağzından balı alacak gene iç hizmetlerde çalışacak gençler yok ve kovanlar gümledi. Bir tarafta benim arım gelişirken bir tarafta mühiş çökme var, çok yazık oldu. Bakıyorum bu çökmeye ve sönmelere sebep arıyorlar. İş hastaklığa gelince mudahale etmeliyim diye yazdım bu yazıyı. Bu dediklerimi kimse önemsemiyor ve çözemiyor, yılların arıcısı olmanız, her şeyi bilirsiniz anlamına gelmiyor.

İnsanların görüş açıları çok önemli, hiç begenmediginiz insanların tecrübeleri bir çok sıkıntı ve olumsuzlugu çözebilir.Ama malisef, çözüm üretmeyi bırakın , çözüm üretenlerinde nasıl ayarını bozarım, nasıl ön plana çıkarım hesapları yapılır ülkemizde. Son zamanlarda hep diyorum, o kadar yayın var bir bakın, 10 haberde bir işinize yarayacak bilgi varmı diye. Adam benim sitemde ahkam kesiyor, ben 25 senelik anacıyım diye. Sitresine bakıyorsun ne anaarı üretimi var, ne anaarı ürettiği alan var, nede anaarı kutuları var, ama hep anaarı temini yapar.

Arıcılıkta, saldım çayıra, dönemi geçtiği gibi, her şeyi tamam bu kovanlara nasılsa bir şey olmaz demekte feci sonuçlar doğurmakta.
Ormanda bulunan bir kovanım var Trakya’dan bu tarafa anasız. Nedenide istediğim zaman bakamadığımdandır, şu ana kadar 3 anaarı kesti ve beni sinir etti, en sonunda getirecegim Gebze’ye. Bakın bakamadıgınızda sorunlu kovanı bir türlü çözüme kavuşturamıyorum.

Resimdeki kovan Osman Ünal’ların ekipten birisine ait. Agarma var ama arılar çok zayıf. Ayrıcada bölme için yemlik kullanılmış, kim ne derse desin kovan içi bölme veya sıkıştırmalarda çuvaldan daha iyisi yok. İş bitimiydi, şarzda bitti, bu iki fotoyu zor aldım. Yolda bir yer gözüme ilişti, bir yansıma var, Gebze’ye doğru yol alırken o yansımanın oldugu mevkide orman içine giden bir iz vardı, bende motorla o izi takip ettim.
 Yaklaşık 400 kovan arı getirilmiş. Makinanın bataryasını çıkartıp biraz beklettikten sonra üç resimde burada aldım. Hiç bir kovanda barkot numarası yok ve bu tür kovanları ilk defa görüyorum. Tüm kovanlar galvaniz saçla kaplı.

Tüm kovanları böyle galvaniz sacla kaplamışlar.

Bir kaç kovanın içini açtım, 3-4 çıta ortalamalı ve sıkıştırma yapılmamıştı. Ayrıcada halifileks parçaları vardı.Kovanların galvaniz sacla kaplandıgını bu resim daha iyi ifade etti.
Çalışmanın arasında bir mola vermiştim. Arılığa yakın bir kaynak var çokta soğuk suyu.
Hem su doldurdum hemde yolumun üzerindeki kardelenlerden bir tanesini fotoladım.
Orjinallerini resim sitesine atacagım.
Gebze dönüşü yol üzerinde açmış bir kocayemiş agacı gördüm ve batarya resim almama izin vermeyince bende kocayemiş dalını eve getirdim. Bu resim çekme yöntemlerininde başka bir püf noktası.::))
Kocayemişlerde açmaya başladı.
Bu arada bir yerde bayagı bir yabani muşmula vardı, rüzgarlıgımın ceplerine bu kadar doldurmuşum. Henüz tam olgunlaşma belirtisi yok ama, beklesinler bakalım. Bu şekilde günü noktaladım fakat, günün çalışması içindeki en önemli konu olan çıtaların blokesini en sona bıraktım.
Tüm kovanlarda çok güzel bir gelişme başladı. Bazılarında sıkıştırmayı kaldırıp 10 çıtalık alan verdim. bazı kovanlara bir çıta daldım, çıtaları bal ve polenle bloke edersek yavru faliyeti durur. Şu an bal gelmese bile mevcut balların durumu kovanları bahara taşıyacak miktarda.

Geçte olsa püren açıp, birde nektar salğılamaya başlayınca aynı bahar gibi bir durum çıktı ortaya.
Burada bloke nasıl gerçekleşiyor bir bakalım. Yukardaki çıtayla aşagıdaki resim aynı resimdir. Bakın bal geldiğinde kenar çıtalarda boş yer yoksa, dış çıtalardan içe doğru buda yetmeyince, yavru çıkan yere arı hemen balı basıyor. Anaarı olaya mudahale etmiş balların arasında bir kaç yumurta atmış ama bal geldigi sürede yapılacak en iyi iş, bu kovanlara esmer petek verilmeli. Hazır esmer peteginiz varsa, ilk etapta arılar bu blokeye sebeb olacak balları yeni çıtaya bal kemeri yaparken boşaltacaktır.
http://aricilikfilimleri.blogspot.com/

Bu sitede yayınlamış oldugum filimdede görüldüğü gibi, yavruyu çuvallan böldügüm yere kadar getirmişti, normal şartlarda o filimdeki ilk çektigim çıtada kesinlikle yavru olmamalıydı. Fakat karşı taraftan bloke başlamış anaarıda yapılmayacak işi bile yapıp son duvar çırtasına yavru atmak zorunda kalmış.

Gene yukardaki çıtanın bir başka açıdan görünümü.
Bir arkadaş uzaklardan telefon edip bana diyorki, o çıtayla kovanı böldün, o çıtayı geriye al. Bende bu bölgede üç senedir kovan söndürmeyen birisiyim, sen bu tavsiyeni kovan söndürenlere söyle dedim.
Öyle degilmi, ben arılarıma çıta giriyorum, ve gelişmeye devam ediyorlar. Kovanlarına yavru imkanı vermeyenlerin ise kovanları söndü. Hatta kovanlarında benim kovanlarımın iki katı balı varken sönmesi çok acı oldu.

Tüm kovanlarda balla bloke başladı.
İşten anlayanlar resimlerden çok şey çıkarabilir. Bu kovanlara ben çıta girmez isem arının getirdigi balı koyacak yeri yok, bekleyecek ve yavru çıkan yere bal koyacak.
Son 15-20 günde ne kadar yavru atırabilirsem kovanlarımda o kadar güçlü kışa girecekler. Hatta bir kovanıma bu hafta sonu ilave koydum. Bu sene tüm zamanlar 20 günden fazla geriden geliyor, kışta böyle geriden gelirse bir çok kovana kat atarım diye düşünmekteyim. İnşallah tüm yaptıklarım büyük oranda kontrolümde.
Şunu bir daha hatırlatayım, İlhami abiyle kovanları sıkıştırdıgımızda 7 kovanı sıkıştıramamıştık yağma olmasın diye. O kovanlara sıkıştırılanlar hemen fark attılar. Kovanları sıkıştırmak çok önemli, ve çok kolay bir işlem gerektiriyor.
Kovanlar sıkıştıklarında boşta aylak aylak dolaşan bir sürü arı çıta bekçiliğinden kurtuluyor. Alan daraldıgında ısınmak için harcanan bal düşecek, içersi daha çabuk ısındıgından kovan devamlı zinde kalacak. Zinde kovanlar, büyük alanlara dagılıp ısınmak için pinekleyenlere göre daha erken işe gidecek. Sonuçta giderler ve çalışma artarken gelirlerde en iyi şekilde korunacaktır. Bilmem anlatabildim mi?

Çoktan beri bir çok blokçu, bir açıklama yapıyor, blogumu kapatacam diye. Benimde anlamadığım nokta ise açarken arıcılara sordunuzmu ? da giderken soruyorsunuzki?
Ben hiç bir blogumu kapatmayacagım gibi, şu günlerde kafamı taktım yada durumlar bizi buraya getirdi diyebilirim, bir arıcılık formu kurmayı düşünüyorum.

Hadi hayırlısı.

Arıcılık Bilgi Merkezi | 5 Yorum »
Forum