ÇANAKKALE ŞİMDİ SADECE HİKAYE

Ekleyen, admin on 17 Mart 2009 – 21:18 -

18 MART ÇANAKKALE ZAFERİMİZ KUTLU OLSUN
Geçtiğimiz sene ikinci defa Çanakkale şehitlikleri ziyaret etme fırsatım olmuştu. Bir önceki yıl gene gelmiştim fakat önceki gezimden ne yazıkki fotolarım yok. Bu gezinin fotolarının büyük bölümü bilgisayarımda bozulmuş.

Gelelim geziye, güya söylemde medeni batının yurdumuzu işgal etmek için her tarafından saldırdığı ve inasanlık tarihinde görülmemiş hadiselerin gerçekleştigi Çanakkale. Şavaşın seyrinin büyük ölçüde degişmesine neden olan Seyitonbaşı.

Geziye bu noktadan başlanıldı. Daha önceki sene rehberimiz bir emekli askerdi çogu yerde ağladık. Bu seferki rehberde iş yoktu, aslında tarihi bilmeyenlerin burada rehberlik yapmamaları gerekir.Seyitonbaşı kimdir buradan kısa bir bilgi edinebilirsiniz.

http://www.biyotarih.com/?p=183

Mecidiye tabyalarının bulundugu yer. Seyitonbaşı bu tabyadan top maemisini namluya sürp ateşlemiş. Bu tabya ve kaleler çok eski, Fatih sulatn Mehmet tarafından yaptırılmış,ikinci Abulhan tarafından saglamlaştırılmış ve çanakkale savaşında çok işe yaramışlarki.


“Çanakkale Boğazı’nın tam karşısında muhteşem Kilitbahir Kalesi yer alır. Çanakkale’deki Çimenlik Kalesi gibi Kilitbahir Kalesi de, 1452’de Fatih Sultan II. Mehmet tarafından yaptırılmıştır. Bu iki kale, Fatih’in o zaman kuşattığı İstanbul’a yardım etmek için Avrupa’dan gelen donanmalara karşı Boğaz’ı savunmuştur.” Yazının tamamı bir alttaki linkte var resimde bu siteden aldım. Rehberimiz önceden anlatmıştı bogaza bu kalelerle kilit vurulmuş.(sebdülbahir ve kilitbahirle)

http://www.anzacsite.gov.au/2visiting/tr/turkish_kilitbahir.html


Buraları herkesin görmesini çok isterim. Tabyaların yerin üstünde fazla bir görüntüsü yok. Önden burayı farkedip göremezsiniz, arka kısmına geçtiğinizde girişi var. Girşten sonra bu yapıları birbirine bağlayan yer altı tünelleri bulunmaktaymış, şu an hepsi tahrip olmuş vaziyette bu restorelerde zaten 2006 yılında yapılmaya başlanmış. Tabyalar hem cepanelik hem sıgınak hem yiyecek ambarlarından oluşuyormuş.

Seyitonbaşı buradan gemiyi vuruyor, mesafede öyle az degil. Geminin vuruldugu yer benim tahminime göre 4-5 km uzaklıkta. Rehberimiz olan emekli komutanımız yerini tarif etmişti geçen sene. Buradan tek atışla o noktanın vurulması ne desek boş şimdi.
Toplarımızda düşmanlarımızın yarı menzilinde. Düşman topları

15-16 km uzaklıktan hedefi vuruken bizim topların menzili, 7-8 km imiş. Ve bir çok işi elle ayarlanıyor, düşmanlarıki o zamanın en iyi tenolojisi ve hepsi otomatk.

Düşman gemisi, Britanya savaş gemisi HMS Ocean’a. Yukardaki resmin solunda bulunan geminin oldugu yerde isabet almış. Atış noktası burası, hedef orası. Bu esnada kıyılarımızı top atışıyla dövmekteymiş. Bu tabyaya düşen bir top mermisi burada bulunan askerlerimizin şehit olmasına sebeb olmuş. Sadece Edremitli Seyitonbaşı ve arkadaşı Niğde’li Ali sağ kalmış. Bunlarda enkaz altından çıkmışlar.Kendilerine geldiklerinde tüm arkadaşlarının şehit olduklarıyla karşılaşıp, sonrasında tüm olumsuzluklara karşı topa mermiyi sürüp atış yapılıyor.
Gezimiz esnasında bir çok top gördük çoğu atıl bazıları böyle boyanıp bakımları yapılmış.

Bu ise Fransızlara ait bir top. Burasını bir süreligine işgal edip sonra malzemelerini bile toplayamadan kaçmışlar.

Her yöne otomatik dönebilen manevra kabiliyeti çok fazla. Aynı zamanda yivli namlusu var. Bizim o dönemde kullandıgımız topların çogunda yiv yok.

Gezimizin bir yerşnde bir düzlükteyiz burası hep anıt mezarlardan oluşuyor. Yol gelip mezara dayandığında ise bir acayip oldum. Tam karşımda Niğde’lilerin anıt mezarları isim ve memleket ve ilçeleri karşıma çıktı. Bir başka yerde ise daha 16-17 yaşlarında iken şehit düşenlerin anıtı vardı, rehberimiz dahil herkes ağladı. Öyle bir dönemden geçmişiz ki. Fidan gibilerin yerle bir olup, bize bu vatanı hediye bıraktıgını düşünüyorsunuz. Askerliklerin ölümle bittigi bir dönem, ölmeden terhis olma yok. Burası Kars ilimize o kadar uzakki. Bu şehitlikte Kars’lı şehitlerimiz var. O dönem yurdumuzun her tarafı zaten şavaş veriyordu. Şimdi ırk sorunları çıkaranları buraya getirmek lazım.

Burada o kadar çok şeyler olmuşki sormayın. Bir metrekareye 6000 mermi düşmüş. Bunlarda yetmiyor, medeni batı savaşta kullanılması yasak zehirli çivileri kullanmış. Zaten ayagınızda ayakkabınız yok, o zehirli çivi her ne şekilde olursa olsun size batacak şekilde ayarlanmış. Bir ucu yukarda kalıyor bastıgınızda kısa sürede sizi zehirleyip agzınızdan köpüker getirip öldürüyor.

Başbakanlık Osmanlı Arşivi’nden çıkan yeni bir belge, Türk tarihine şanlı bir zafer olarak geçen Çanakkale Savaşları’yla ilgili korkunç bir gerçeği ortaya çıkarttı. Türk ordusunun 251 bin şehit verdiği, 1 milyonun üzerinde askerimizin yaralandığı ve 10 bin askerimizin kaybolduğu Çanakkale Savaşı’nda, İngilizler liderliğindeki itilaf devletlerinin kimyasal silah kullandıkları anlaşıldı. Başbakanlık Osmanlı Arşivi’nde görevli uzmanlarca ortaya çıkartılan yeni bir arşiv belgesinde, itilaf devletlerinin Türk askerlerine karşı boğucu türden gaz içeren kimyasal silah kullandığı belirtiliyor. Belgede, gazın hangi ülke kuvvetleri tarafından kullanıldığından söz edilmiyor. Verdiği zarar konusunda da bir bilgi yok. Fakat araştırmacılar, binlerce askerin kimyasal silahların tesiriyle şehit düşme ihtimalinin olduğunu belirtiyor ve muhtemelen İngilizler tarafından böyle bir yola başvurulduğu görüşünde birleşiyor.”

Bir alttaki linkte bir bacımızın şehit oldugu yazıyı okudum. Yabancı askerler anlatmış olayı.
Örneğin Avustralyalı piyade er J.C. Davies, annesine yazdığı mektupta kendilerine karşı çarpışan bir Türk kadın savaşçısıyla ilgili olarak şunları anlatır:

“Benim de vurulduğum 18 Mayıs 1915 günü, keskin nişancı bir Türk kızı pusuda çarpışıyordu. Gizlendiği yerden gün boyunca ateş etti ve çok sayıda adamımızı vurdu. Ancak, gün batmadan, bir Avustralyalı tarafından vurulmasına gene de üzüldüm. Güzel, yapılı ve tahminen 19–21 yaşlarında genç bir kızdı. Ölü olarak ele geçirdiğimizde, yanında başka bir Türk’ün ölüsünü de bulduk. Genç kızın bedeninde tam 52 kurşun yarası vardı…”
Çanakkale’de gezdiğimiz yerlerde yapı yapmak yasak. Yani siz oranın köylüsüsünüz ve oğlunuzu evlendireceksiniz bir ev daha yapayım deme şansınız yok. Doğal ortam bozulmasın diye böyle yapılmış ama bence bu durum iyi degil. Bu bölge her geçen gün terkedilmeye başlanmış. Kalanlar ise çiftçilik ve turuzmden gelirinden pay almaya çalışanlar var. Yerleşim yerinde bile bir ev yapma hakkınız yok.

Genelde her taraf hediyelik eşya satanlardan oluşuyor.
Ben bazı şeyleri orada sordum, sadece hafta sonu gelen otobüs sayısı her gün 700 filandı. Özel araçla gelenler hariç, birde bu sayı her geçen gün artıyormuş. Bu artmadan dolayı ziyaretleri hafta içine kaydırmaya başlamışlar.

Burası 57. alayımız. Bu alaydan hiç bir komutan nede bir asker sağ çıkmamış, 57 ci alayın hepsi şehit düşmüş.

Cumhuriyetimizin kurucusu, Mustafa Kemal Atatürk. Bu alay için söyledikleri mermere yazılıp buraya monte edilmiş.

57. Alayımız için yapılan anıt.

Meşur Çanakbayırı. Bunu bile degiştirmiş batı adını conkbayırı koymuşlar. Buradan Baş komutanımız Mustafa Kemal Atatürk gözetlemele yaptıgı kayıtlarda mevcut.

Bu gözetlemelerin yapıldugı yerde dahil tüm cepelerde böyle siperler ve kanallar ayrıca siperleri birbirine bağlayan tüneller ağı varmış. Bu sembol olarak ayakta duruyor ama, siperin orjinalinde yüklü katır at ve katana denilen yüklü hayvanlar cepane taşırmış. Ayakta görünmeden gezilecek yükseklikte.

Çanakbayırının yukardan görünüşü. Denizin burada kıpkırmızı oldugu anlatıldı. Çıkarma yapan düşman daha denizden çıkmadan yok edilmiş. Sonrasında buradan saldırmaya devan edilmiş. Burası öyle bir önemli yerki, solunuzda yaklaşık 15 km karadan sonra bogazı görebiliyorsunuz. Burada cepeler 5-6 metreye düşmüş, gögüs göüse karşılıklı süngü savaşları olmuş. 57. Alay yok olmuş ama burayı almayı başaramamışlar.
57ci alayımızın akekeri personelinin rutbesi ve memleketleri birer mermer tablolara yazılıp yerlere dizilmiş.

Bir anıt, yabancı askerler burayı iki gün işgal atında tutmuş.

Temsili savaş görüntüleri. Burası Çanakkale’nin Eceabat ilçesi. Aynı zamandada burası Eceabat limanı.

Buraların her tarafı tarih kokuyor.

Biz yıllar sonrası yeni yeni tarihimize sahip çıkmaya başladık. Yabancıların bu bölgede öyle güzel anıtları varki sormayın. Adamlar hem sizin ülkenize saldıracak, sonrada gelip anıt yapacaklar. Bizim anıtlar ise o kadar bakımsızki. Fakat 2006 yılından bu tarafa bu işede el atılmış durumda.

Bazen Amerikayı düşünürüm, belkide yetmişikibuçuk milletin yaşadıgı tek ülke. Oralarda niye sorun çıkmazda bizim ülkemiz son 30 yılını mafeden terör ve ırk olayları bir türlü bitmek bilmez. Gelin buraya bir görün beraber neler yapmışız. Ülkemize saldıran devletleri burada yenmemiz yetmemiş, bakıyorlarki yenemiyorlar bu seferde başka senaryolar üretiyorlar. Güneydoğudaki olayların altında o bölgemizin petrolü var. Taa Abdülhamit zamanında o bölgenin petrollerini işletmeye talip olanlar ermeniler. Aşagıda bir kaç link verdim merak edenler tarihe bir baksınlar. Yıllarca Amerika paralarımızı alıp güney doğuda petrol aradı ve petrol yok diye kuyularımızı kapattı. Şimdi her taraftan petrol fışkırmaya başladı. Üzerimizdeki oyunlar hiç bitmedi ve bitmeyecek.

Bir kitapta okumuştum, herkes tek kişilik bir ordudur yazıyordu. Güzel bir söz.
Burada o kadar çok ordu varki, şimdi sadece destanları kaldı.

Aşagıdaki linkte Çanakkaleyle alakalı tüm makaleler mevcut.
http://www.turkiyecanakkaleokuyor.com/

Bizi birbirimize düşürenlerin amaçlarına bir göz atalım.

http://www.samanyoluhaber.com/haber-136035.html

Bir başka link, emekli bir komutanımızın kaleminden.

http://www.adaminsitesi.com/canakkale_zaferi.htm
Bir başka link daha.
http://www.360tr.net/17_canakkale/gelibolu/


Arıcılık Bilgi Merkezi | 3 Yorum »

14 MART 2009 İSTANBUL’DAYIZ, İŞ İCABI TABİKİ

Ekleyen, admin on 15 Mart 2009 – 23:24 -

Bu gün 14 mart yani eski hesaba göre 1 mart.

Salih Başak, buna emlakçı oturuşu deniyormuş::))

Salih abi hafta içi elinde bal varmı?, soruya bak bal olmazmı hayırdır dedim bir arkadaşın kasap dükkanında bal satılıyor balıda bitti. Bizde böyle bir haber bekliyorduk zaten. İki teneke çiçek bir teneke kestane balı getir dedi. Bende hafta arası çiçek ballarını erittim, yaklaşık 24 saatten fazla kontrollü ısıyla ancak eriyor, bal tabir yerindeyse betona dönmüş. Muhteşem abiyede dedimki bak yarın bırak Eregliyi gel gezelim yok yazlıga gidecem dedi. Tabi içimden yüzüne karşı neler dediğimi ben biliyorum;, gidersen git yolun açık olsun::))

Salih abi beni otogardan aldı işyerine giderken bir telefon geldi, birde günaydın diyor saat 11 olmuş, ben sabah 7 yollara düşmüşüm. Genede ne günaydını desemde günaydın dedim. Muhteşem abi daha yeni kalmış, dediki yazlıga yarın giderim neredesin::))

Yeri tarif ettik ve o Kadıköydeydi.

Salih abinin ofiste daha birinci çayı bitirmemişiz bizimki geldi hayret, kendisini görünce zaten hemen bismillahirrahmanirahim dedim::))

Arkadaş başakşehirin kapısındamı bekliyordun bu ne hız. Bu arada başakşehirde ikamet etmekte olur üç blok ilerideki evinden Kemal abimizde ancak gelebilmişti, Şaşırıp kaldım.

Kemal abiyle Salih abi enişte kayınço. Kemal abiye göre Salih abi tam bir arı zararlısı. Geçen sene tüm kovanları södürmüştüya. Ben onun yanına otumam diye araya Muhteşem abiyi koydular. Kemal abinin deyimlerine göre Salih abi geçen sene hacca gitmeseydi bu seneki kovanların sağlam çıkamayacağı yönünde. Hacca gittide arılar rahatladı diyor. Devamlı arı bıkalanmazki, boşver o işe ben karışmamayım. Kim haklı tam anlayamadım ama üçünüzde haklısınız diye hükmümü verdim::))

Sonrasında Salih abinin birileriyle işle alakalı randevusu vardı ayrılıp Mustafa Kabaoğlu abimizin arılığına geçtik. Kemal abiye bari sen gel dedik bu seferde demezmi ben gideceksem Salih’te gelmeli. Yavhu az önce yanyana resim çekinmiyordunuz::))

Dedikya bu gün 14 mart yani baba hesabına göre martın biri. Gerçektende aynen öyle oldu.hava 4 dereceyle 18 derece arasına gidip gidip geldi. Hava güneşli bir bakıyorsunuz kapatıyor yagmur hatta kar bile attı. Bu senenin ilk şimşegide çaktı, Mustafa abi bizi buluşma yerinden aldı onu takip ediyoruz, öyle bir yagıyorki, öndeki aracı zor görüyoruz. Sonra arılıga gitmeden bir yerde çay içip yagmurun dinmesinden sonra arılığa vardık.

Bizim büyük şef Murat Çakır, Mustafa abinin bizi karşılamasını fırsata dönüştürüp kendi arılarını kontröl etmiş. Maşallah kaybı yok, fakat iki kovan anasız çıkmış. Ama bayagıda morali bozulmuş sıranın ilk arısını açtım, anasız, ikinciyi açtım oda anasız çıktı acayip oldum dedi. Bizim doktor ne mi yapıyor bana hava atmak için senaryo peşinde. Bazen diyorumki arılara bakım yaparken elindeki kaynak eldivenlerini çıkar dediğime içerliyor anlaşılanki. Tutturdu ben maskesiz, körüksüz, kovanı açarım arkadaş dedi.

İnanmazsanız birde gözümü yumup açayım diye, boş ruşetin kapagını kaldırdı. Kan çıkartır arı kan kendine gel.

Sonrasında tecrübeli arıcılardan Osman Ünal geldi. Ben bir ara bir arıyı sordum. Benim 2007 de ürettiğim bir anaarı vardı, geçen sene bu arılığın şampiyonuydu. Mustafa abide o arının kızlarından üretmiş. Bu sıra bir kovan hariç onun kızları dedi. Gebze ekotipi bir arı.

Gebze ekotipi geçen sene üretilip burada beslenen arılardan. Şu an 4-5 çıta arısı var. Bu sene tam arı olacaklar, Bal sezonundaki performansını bende merak ediyorum.

Mustafa Kabaoğlu yılların arıcısı ve bazı işleri pratikte o kadar çözmüşki, bundan sonra hamballık yapmayacagız dedi. İnşallah bu sene Mustafa abilerle birlikte hareket edecegiz. Bu resim çok önemli arıların basmadıgı çıtaları alıp bölme tahtasınıda koymuş. Bölmeden şuruplugada geçiliyor, şuruplutan da az balı olan çıtaların sırları açılmış arılar oradan alarak normal yavru olan bölüme balları çekiyorlar. Bunu daha önce ben yazmıştım bu onun bir degişigi. Baharda arılarımız yavruya yattıgında sıkıştırmak daha önemli.

Meraktan açılan bir kovan daha, arıda sogukta beni açarsanız diye gerekeni yaptı.

Kan çıkarttırdı, herkes acayip gülüyor.

Bir ara şef kayboldu demekki aklına bir şey takıldı kovanlarının yanındaydı. Bu işler olurkende hava ufaktan habire yagıyor ve soguk.

Arılıkta dogal bir kuluçka makinası ve ürünleri::))
Bu arada mangal işi devam ediyor, birisi çok sabırsız. Murat pişiriyor o götürüyordu. Ben zaten doktor kontrölünde olunca yiyemiyorum::))
Ormancı abimizin adı ise, Mustafa Küçük.

Buda türkülerdeki aman ormancı denilen kişi. Acayip espirili bu sefer yırtım. Bir takıldım bak seni tanımıyorum, cevap vermiyorum dedi. Aslında ormancıların bu kadar şakacısı iyi degil. Çıkma ormancı elbisesi istedim yokmuş::))Bana geldimi aman yeme korostrolün yükselmesin der, ama kendisi yatır köftelerinin canına okudu. Mustafa abi sadece size özel bir yerdede bulamassınız diyor. İsmide yatır köftesi.

Bu abinin adı Selim, ormancı abimizle geldiler. Ormancıylada Osman bir başka ekip.

Murat pişiriyor, götüren götürene. Birde bahane buluyorlar, siz efenndim Sarıyer’e gelinde ızgara nasıl yapılır görürn diye.Osman’cıgım merak etme nasıl yapıldıgını anlatarak degil birzat yerinde görmem lazım.

Muhteşem abi götür bakalım yarasın.Demek yiyen var yiyemeyen var dimi::))

Arılık süper, barakasında sobası bile var. Dışarda yemek yerken dondum, hemen sobanın başına postu attım. Kıştan beri mustafa hocamızla bazı şeyleri pratikte konuşup yazın uygulayacağımız planı kararlaştırmıştık. Plan kısaca şöyle.Mustafa hoca balın teneke fiyarı 150 civarı, bunu tartışmanın anlamı yok. Bir akşam dediki kaç arın var, dedimki 50 tane. Bunları kestaneye götürmeyip direk Tarkya ya götürsen ve ikişer teneke bal yapmazlarmı. Dedimki hedef trakya olursa üçer tenekede bal alınır. O zaman niye her tarafa yetişmeye çalışıyorsun, kovan başı iki teneke bal alsan şimdiki parayla 15 binlira eder azmı dedi abi ne azıı yıllardır o parayı bulamadıkki.

Benim hedefim bu sene Trakya ve her arımında 4 katlı olmasına çalışacagım. Bunuda çift anaarılı kovanlar oluşturularak yapacagım. Tek anaarılı kovanlarda kısa sürede lazım olacak tarlacıyı oluşturmak zor. Çünkü trakya mevsimi kısa ve size kısa dönem asker lazım, bunuda iki anaarılı sistemde çözecegim. Tüm kaynakları okuyorum henüz kafama tam yatmasada önümüzde süre var. Herkes bu iki anaarılı sistemde bir şey biliyormuş gibi davranıyor ama anlatıma geldiğinde anlatılanlar kişilerin uygulamaları olmadıgını anlıyorum.

Barakada çay keyfi, dışarısı soguk, üşümüssünüz, içerde soba yanıyor birde üstüne çay::))

Bir teknolojik ürün. Aküye baylıyorsunuz yaklaşık bir dakika sonrasında 220 volt ceryanınız hazır. Aküyü ne kadar zamanda bitirir bilemiyoruz ama bence çok önemli bir alet. Lazım oldugunda araç çalısın çok lazımsa büyük kolaylık.(Acaba benim suküturada olurmuki?:)). )

Evet 12 voltun 220 ye dönüştürlmesiyle yanan lambalar.

Buda 220 volttan yararlanılarak takılan petek. Bu sene çok petek gerekli gece gündüz çıta ve kat yapılacak, evde balı balı kırdık, Trakya da ne olur bilemem.

Güzel bir gün oldu biz menmun kaldık. Başta Mustafa hocamıza ve bize ev yemek pişiren büyük şefimiz Murat çakır’a Osman kardeşe ve diğer arıcı arkadaşlarımıza teşekür ediyorum. Bu arada bazı arkadaşlarımız bizim niye haberimiz olmadı diyebiliryorlar::))

O kadar ani olduki sormayın ben balları bırakıp geri dönecektim o akşam Mustafa abi yarın nerdesin demesiyle bu iş birden ortaya çıktı.


Arıcılık Bilgi Merkezi | 3 Yorum »

12 MART 2009 HALA KÜRESEL DONMAYA DEVAM

Ekleyen, admin on 12 Mart 2009 – 16:50 -

Nedense bu sene havalar çok nazlı, hatta hafta sonları sanki bana inat edercesine soğuk ve yağışlı. Kovanlarımda inşallah sorun çıkmayacak, fakat sıradan bir kontrölde yapamadım, güzelim havalar nedense hafta içine denk geldi. Bende mecburen fırsat buldugumda balkondaki kütüğe bakıp son durumlarını paylaşa paylaşa baharı bulduk gibi.
Gene bu gün yemekte baktım uçuyorlar bir açalım dedik. Şuruplugu çıkarırken yeni ördügü bir parça koptu.

Mecut bayağı bir arttı, polenle işten gelmiş bir işçi arıyıda fotoya soktum.

Kütük kovanı kapatmadan, invert şurubumuzu fulledik.

Biri olayı keşfetti, yemek başladı götür bakalım.

Bu arada işten gelip üzerime konan bir arıyı inceledim. Gayet yorgun ve ürkmedi benden.

Bende yanımdaki şuruba parmagımı batırdım ve arıyı şuruplu parmağıma aktardım. Bayağı yedi sonra uçup kovanına girdi.

Bu arada polen renk renk polen girişi devam ediyor.

Anladıgım kadarıyle bana sataşmak için alınan adreslerden biriyle bana atılan ikinci yorum. Heralde bunada invert batmış öyle gözüküyor. Ben bu adresteki kişiyi ne tanıyorum ne bir arada bulunduk, bir yorum atmıştı adam yerine koyup yayınladım ikinci yorumuda bu.

Arıcılık Bilgi Merkezi | 7 Yorum »

YAPTIKLARIMIZI SORGULUYORMUYUZ ?.

Ekleyen, admin on 09 Mart 2009 – 10:13 -

Bahar geldi, arıcılarda bir telaştır başladı ki sormayın. Arılara şurup kek servisleri başladı. Bu işler yapılırken de ne yaptığımızın farkındamıyız, yada biz şurup veya keki niçin kovanlarımızdaki arılara veriyoruz. Kendimize bu soruyu sorduktan sonra bazı şeyleri yeniden gözden geçirelim. Ben arıma niye kek veriyorum diye soran var mı kendisine. Yada şurup niçin kek niçin verilir, bunları anladık mı.

Gayemiz arılarımızın stoklarını tamamlamaksa bunu en iyi şurupla yaparız. Verirsin istedigin kadar şurubu arıda bir an önce alır depolar. Yarım kilo şekere yarın kiloda su katsanız, yaklaşık bu malzemeden 800 ml şurup elde edilir. Bunuda 5 çıta arıya verdiginizde en fazla iki günde alıp peteklere doldurur. Bahar ayında arıya hem su hemde besin yerine geçecektir. arılar bu verdiğimiz malzemeyle yavru faliyeti başlamış ve havalarda bozulmuşsa hiç su ihtiyacı olmadan yavru faliyetlerinede devam etmektedir. Bunun gibi bir çok avantaj sağlıyor şurup. Arıların yorulması zaten bir senelik mevzu, daha önce bunları bilmiyorduk. Ben yeri geldikçe bilim adamlarımızın yetersiz oldugunu defalarca yazdım ve söyledim. Bilim adamlarımızı devamlı yere göğe sıgdıramayanlarda hem bilimsel çalışıyoruz gibi davranıp, yaptıklarınıza baktıgınızda işlerin öyle olmadıgını görüyoruz. O zaman benderimki bu ne perhiz ne lahana turşusu. Hani siz bilimden yanaydınız. Bahar kendisini göstermiş, arılar var gücüyle çogalmaya çalışıyor ve bunlarında sıvı gıdaya ihtiyacı var. Balı bile kullanabilmek için arı bunu sulandırmak zorunda. Son günlerdeki seminerlerde benip yukarda anlattıklarım anlatılmakta, fakat seminere gidip çok güzel bizi aydınlattı diyenler bile arılarına kek vermeye devam ediyorlar.

Gayemiz arılara zarar vermekse yarım kilo kek verin 5 çıta arı bu keki bir haftada alamaz. arı bunu alıp hemende kullanamıyorsa niye verdik ki. Bunları bir türlü sorgulayıp bilinçli bir arıcılık yapamayacakmıyız. Yurt dışındaki sitelerin alayına bakıyorum, bizim gibi arıcılıkta geri olan Yunanlı arıcılar hariç kış ve baharda arılarına kek veren yok. Bunu bir bendegil sizde izliyorsunuz. Almanya’da Mehmet Yüksel’i izliyoruz, kış geldikten sonra zoraki olarak sadece arılarına oksalik asit vermek için açtı. Sonrasında arısına ne kek nede şurup nede rahatsızlık vermiştir. Arıcılıktaki gelişmiş ülkelerde bu senenin arısı geçen sezon son baharda hazır hale getirilmiş olmaktadır. Bizde ise benim bildigim bildigim derken artık herkes yaptıklarınıda yazmıyor. Geçen sene kışa girerken arıyı kekle besleyip, şimdiye kadarda bu işe devam edenler var. Heralde bu iş bir kaç sene sonrası bitecektir. Ben bu sene ilk defa geçen hafta ortasında kovanları açıp şurp verdim. 5-6 kovanın dışında kalanlarında şuruba ihtiyacı yok. Zamanında geregini yapsar isek artık bu kek işi kış aylarında otomatikman bitecek.

İnvert şurup konusunda ise bir hocamız sürekli bu işe karşı olduğunu söyleyip duruyor. Madem karşısın bunu açık açık herkesin önünde niçin paylaşmıyorsunda özel sohbetlerde dile getiriliyor. Özel sohbetlerdede diyormuşki, çok kullanılırsa arıların üst salgı bezlerini bozuyo veya zarar veriyor gibi ibareler duyuyorum. Bu hocamızı bir fabrika davet ediyor ve diyorki biz invert şurup yapacağız. Hocada olmaz demiş, o zamanki olmaz dedigini anladığım kadarıyla şimdi çiğneyemiyor. Herkes sonuçta hata yapabilir. Peki bu inver şurup arılara zararlıysa, batıda neden kullanılıyor. Özellikle Almanya’da bir ürüne ruhsat almanız yetmiyor, arılara kullanacagınız malzemeyi birde ünüversite deneyip arıcılara diyorki bunu kullanabilirsiniz. (örnek bayer fabrikası Alman’ların, perizini ve bayvarollu bayer üretiyor, fakat arıcılıkta Alman ünüversitesi diyorki bu kimyasalları kullanmayıp formik kullanacaksınız diyor ve herkeste bu kuralın dışına çıkamıyor.)

İnvert şurup hala Almanya’da ünüversite onayıyla kullanılırken bizim bilim adamımızın gerekçesini tam olarak bilmek zorundayız.
Ne yaptıgımızı hep sorgulamalıyız.

Arıcılık Bilgi Merkezi | 10 Yorum »
Forum