(http://www.aribakani.com/wp-content/uploads/2011/11/EKO-TİP.jpg)
Eko tip arı bir bölgenin arısıdır.
Eko tip arı, adı üstünde bulunduğu bölgeye uyum sağlamış üzerinden çok uzun yıllar geçmiş ve eko tip denilen arıların bulunduğu yere dışarıdan ana arı ve başka arı kolonileri girmemesi gerekir.
Bir başka deyişle eko tip arı, o bölgenin saf arısıdır.
Yüzlerce binlerce koloni aynı karakterde olmalı.
Efendim bizim arımız eko tip diyenler etraflarına bir baksınlar, bu arılar gerçekten eko tip mi?
Bir örnek vermek istiyorum.
Benim memleketim Niğde.
2003 Yılında babam rahmetli oldu.
Babamdan bir kovan arı kalmıştı, bende onu yaşatmak için elimden geleni yaptım. Kesinlikle ırk neyse hiç müdahale etmedim.
Bir ara 5 kovan oldular. Doğru dürüş bakıp çeken yok. Aradan 9 sene geçti. En son 2 koloni kalmıştı, birisinin önünde oturup seyretmeniz imkânsız acayip saldırgan. Biriside acayip sakin ve bu iki kolonide tek koloniden olma.
Bu arıya eko tip demek imkânsız, tamamen zıt karakterler var.
Ben yazıp çizdiklerimi bir yerlerden okumayıp, yaşayıp gördüklerimi yazarım.
Ben geçmişte köyüme gezginci arıcı olarak gittim. O zaman kadar dışarıdan köyümüze arı geldiğini bilmezdim. Ben köyün en yakınına arı koydum, benim 2 km aşağıma da Muğla’dan arı getirenler arı koydular, Yani köyümüzün merkezine 4 km mesafedeler ve her yıl gelirlermiş.
Bizim Niğde Bor ilçesine bağlı olan köyümüzde arılar mayıs ayında ancak gelişmeye başlar. Gelişip bal toplayana kadar oğul verecekte bal alacağız. Köyün tamamında 100 kovan yok, dışarıdan gelen her Muğlalı arıcının 300 kovanı oluyor ve bizim 5 km civarımızda her sene 3 arıcı olur ve bunlar 5 km mesafede olanlar. Civar köy ve yaylalara gelenleri saymamıza hiç gerek yok. Tabi bunlar 1000 kovan ediyor, gel şimdi benim köyümün arısı eko tip de bakayım. Bizim arıların erkekleri gelişmeden dışardan 10 çıta üstü ve içinde hazır erkek arılarıyla binlerce koloni geliyor. Her gittikleri yerdeki yerel arıları melezliyor ve yerel veya yerli arı kalmadı. Siz bu arı eko tip dediğinizde bunun damızlığı elinizde olmalı. Bu arı saf dediğinizde bu arının anaçları elinizde olmalı. Bu hadise yurdumuzun her yerinde var, kimse kimseyi kandırmasın, eğri oturup doğru konuşalım.
Eko tip arıyla alakalı Dr. Muhteşem abinin bir yazısı vardı, onu bu başlık altına taşımak gerekiyor.
(http://img847.imageshack.us/img847/4097/img0015.th.jpg) (http://img847.imageshack.us/i/img0015.jpg/)
(http://img145.imageshack.us/img145/9537/img0016kk.jpg)
Resimdeki kişi benim tıp fakültesinde öğrencilik yıllarımda her öğrencide olması gereken bir sözlüğün yazarıdır. Kitapdaki tanıtımının daha gerçekci daha etkileyici olacağını düşünerek fotoğraflayıp yayınladım.
Bu bir tıp sözlüğüdür. Ancak sadece Tıp sözlüğü de değildir, kimya, botanik ve zooloji sözlüğünüde içinde barındırır.
Bu aralar olur olmadık yerlerde genotip ve ekotip konularında ahkam kesilir oldu. Bu kelimelerin ne anlama geldiği daha iyi anlaşılsın diye konuyu Pars Tuğlacı hocamızın sözlüğünden sizlere aktarmak istedim. Zatı muhteremin birisi evvelki senelerde kişiler kendi uzmanlık alanları dışında konuşmayı seviyolar demişti o nedenlede hocamızın ağzından konuşmayı tercih ettim. Ayrıca mesleğim gereğide hastalarıma genetik bilimi konularında bilgi verme yetkisine sahip olduğumu da belirteyim.
GENOTİP: bir bireyin genlerinin karekterleri bakımından gösterdiği yapı.
Açmak gerekirse canlı bireyin genlerinde bulunan karekterlerin görünüşüne davranışına yansımış hali demekdir. Genotip denilen bu yapıda cevre kosullarının etkisi yoktur.
EKOLOJİ: Biolojinin organizmaların kendi aralarında ve çevreleriyle olan karşılıklı münasebetlerini inceleyen bir dalı.
Şimdi bu tariflerin ardından belirli bir bölgede, belli bir zaman içinde, o çevrenin ve diğer canlıların karşılıklı etkileşmeleri sonucunda, ortaya çıkan özellikleri bünyelerinde taşıyan canlılara ekotip diyebiliriz. Bu özelliklerin kimi kısa sayılabilecek sürelerde kimi ise mılyonlarca yılda oluşabilecek özelliklerdir.
Yalnız bu işler böyle tarif edildiği kadarda basit değildir . Örnek olarak Afrikada doğmuş ve ataları milyonlarca yıldır orada yaşayan bir insanın cildi koyu renklidir. O bölgede milyonlarca yıl gibi bir süre sonucunda güneş ışınlarının yeryüzüne dik gelmesi sonucu oluştuğu düşünülen bu özellik ekotipik bir özellikmidir, evet. Ama bu insanı getirin cilt rengi beyaz olan insanların milyonlarca yıldır yaşadığı İsveçe orada yaşasın Afrikalı bir eşle yapacağı çocukları gene kendileri gibi koyu renkli cilde sahip olacakdır. Hatta İsveçli bir eşle yapacağı çocukları da koyu renkli olacakdır zira koyu renkli cilt geni baskın gendir. Bu konuyu örnek vererek anlatmaya çalıştığım şuki; çevre koşulları değişince bu özellikler değişmemektedir. Bazı özelliklerde belli sürelerin sonunda genlere işlenmektedir. Bu örnekte de göreceğiniz gibi bu konular karmaşık ve hala genetikciler tarafından tartışılan ve tam olarak izah edilememiş konulardır.
Bu bilgiler biz arıcılara gereklimidir belli bir yere kadar evet. Neden derseniz kullandığımız arının ne olduğunu kaçıncı kuşak olduğunu üreteceğimiz ana arı ve kolonilerde bazı olumlu ve olumsuz özelliklerin ortaya çıkma şansının ne kadar olduğunu bilmemiz gerekmektedir. Zira bu özellikler ürettiğimiz arılarda şansa kalırsa, bütün bir sezonun kaybı söz konusu olur ki bu çok önemli bir kayıptır. Özellikle geçimini arıcılıkdan sağlayan bir kişinin üreteceği ana arılardan oluşacak kolonilerde; verimlilik, koloni gücü oluşturma ve sakinlik gibi özelliklerin ne olacağını önceden tahmin edebilmesi gerekmektedir. Aksi halde neler olacağını söylemeye sanırım gerek yoktur.
Sıradan bir arıcı hatta mesleki eğitim almış bir arıcı için ben bulunduğum bölgede bir ana arı bulayım selekte edeyim bunun safını hatta f1 ini üreteyim demek gerçekleşmeyecek bir davranış olur. Bu işler bilimsel bir ekip tarafından ciddi bir çalışma sonucu yapılabilecek ve uzun sürecek girişimlerdir. Ciddi eğitim derken bu bir okul hatta üniversite işidir, bilgi, deneyim ve ekipman işidir. Her okul bitirenin evinde sağda solda yapacağı işler değildir. Bir arıcı en fazla kendisi için saf damızlık ana arı üretimini yapabilir. Bunu ama izole bölgede ama suni dölleme yöntemiyle yapabilir. Yalnız üretim yapacağı damızlık ana arıyı bu kuruluşlardan temin etmelidir. Pars Tuğlacı hocamızın biografisi de işte bu kuruluşların nasıl kişilerden oluşacağına dair iyi bir örnektir.
Şimdi biz arıcılara deniyorki genç analarla çalışın. Bunların hangi genç ana arı olduğu çok önemlidir. Irkı, çalışacağımız bölgeye uyumu bal verimi uysallığı vs. özellikleri önemlidir. Bunu da nasıl önceden tahmin edeceğiz derseniz işte bize bunu ülkemizdeki bilimsel kuruluşlar söyleyecekdir. Gelişmiş ülkelerde bu böyle olmaktadır. Bize şu saf anayı alın bundan bölgenizdeki f1 ana arı üretin bu üreteceğiniz anaların oluşturacağı koloniler yüzde bilmem ne kadar verimli olur denmelidir. Yada şu ana arıyı alın bunu bala çalıştırdığınız kolonide kullanın bu verimlidir ve verimliliği şudur denmelidir. Şimdi bunları bana bilimsel kuruluşlar söyleyecekse benim bilmeme ne gerek var diyebilirsiniz. Evet haklısınız bu güne kadar böyle yapıyorduk öğrenmiyorduk sorgulamıyorduk geldiğimiz noktada neredeyiz bir bakın. Bir bölgenin arısı tüm ülkeye dağıtıldı hepimiz kullandık. Bazıları bu işi bende yapıyorum dedi ve bizi kandırdılar. Sonuç bu seneki arı ölümlerinin %50 olacağını tahmin eden arıcılar bir tarafda, 300 arısından 80 tane arısı kalanlar diğer tarafda. Koloni başına bal almayı bırakın sıfır sağımla trakyadan dönen arıcılarımız öbür tarafda. Tabiki yurdum insanı akıllıdır bu gidişatın sonucunda daha karlı olduğu için bal üretmeyi bırakdık arı kolonisi üretir olduk. Geçen sene 100 tl ye kovanıyla koloni aldık Muğla bölgesinden. Ama artık böyle gitmeyecek bize kim ne derse düşüneceğiz, tartacağız sonra karar vereceğiz. Kuruluşun bilimselliğini, yaptıklarını araştırıp ikna olduktan sonra söylenenleri kabul edip uygulayacağız.
Tuzluğu alıp koşma devri kapandı artık:)
Bunlar benim doğru bildiklerim. Paylaşmak istedim.