Gönderen Konu: Arıcılıkta ekotip, eko tip arı ne demek? Yerliarıyı nasıl anlarız?  (Okunma sayısı 9321 defa)

Arı Bakanı

  • Yönetici
  • Özel Üye
  • *****
  • İleti: 1.181
    • Ali Türk

Ülkemiz de arı konusu çok karışık.
 Bunun nedenlerinden birisi bu işlere hakim olamayışımız.
Bilim adamlarımız etiket ve diploma olarak var gözüküyor, fakat saha çalışmalarında uygulama yok, verilen delil veya örnekler ise hep yabancı kaynaklı.
Bilimsel makalede çok güzel tanımlar vardır, tanımla bölgedeki arılar aynı değiller ki.
Eko tip veya yerli arı dendiğinde buraya dışarıdan ne anaarı nede gezginci arıcı gelmemiş olması gerekir.

Gezginci arıcıların cirit attığı bölgelerdeki arıcılar olsun bilim adamlarımız olsun bana göre yanılıyor, yada ben eko tip kelimesini yanlış anlıyorum.

Eko tip nedir, bir bölgeye adapte olmuş bitki veya canlı.

Peki, bu bölgeye adapte olmuş canlıyı o bölgeye gelen binlerce koloni melezleyip bozduğunda bu nasıl eko tip oluyor. Birde bu bozulmanın veya melezlenmenin adımı eko tip? Tanımla sahadaki bilgiler birbirine zıt.

Muğla yöresi arılarına o bölgenin eko tipi deniliyor, eko tip böyle çorba gibi bir şey mi?
Muğla yöresine gidelim, yurdumuzun her bölgesinden kolonilerin olduğu bir yer göreceksiniz. Diğer bölgelerimizde Muğla’dan farksız değil ki.


Sanki tüm bölgelerimizin eko tipleri geçmiş zamanda korumaya alınmış, bunların damızlıkları elimizdeymiş gibi makaleler var. Peki, ver bakayım şu eko tip arının damızlığı kimsede yok bu nasıl iş. Söylemlerin karşılığı hiç mi olmalı?

Her şey söylemde, bizim arımız yerli, güzel...
Bizim arımız eko tip, güzel...
Damızlıklarınız varmı? Hiç yok..
Eko tip kelimesinin anlam mı değiştirdi?

Bir başka bakış açısından bakılacak olur ise, bunu ilk defa burada yazıyorum. Melezleşmenin boyutlarını öğrenmek açısından bundan daha iyi örnek bana göre yok.
İşte örneğim, varroa dünyaya kaç yılda yayıldı?
Efendim izole bölgemizde bozulmayan arı bulduk diyenler, o bozulmayan arılarınızda varroa yok mu?
Varroa dünyayı sarmış bizim izole bölgemize inşallah girmemiştir :)
« Son Düzenleme: 24 Ocak 2011, 11:04:56 Gönderen: Arı Bakanı »
Arıcılık, arıyı yönetme sanatıdır... Siz arıyı yönetemez iseniz, arılar sizi yönetir...

Ali Türk

Arı Bakanı

  • Yönetici
  • Özel Üye
  • *****
  • İleti: 1.181
    • Ali Türk



Bir bölgede eko tip arı varsa bunların özellikleri ve karekterleri binlerce kolonide aşagı yukarı aynı olmalı.
 Bu konuda yanlışım varsa düzeltin.



Bir bölgede eko tip arı varsa bunların özellikleri ve karakterleri binlerce kolonide aşağı yukarı aynı olmalı. Böyle bir bölgeye dışarıdan anaarı ve gezginci arıcı girmemesi gerekir.

Bizim arılarımız eko tip diyenlerin bölgesine bir bakın. Yıllık kaç bin koloni o bölgeye girip çıkıyor.

İl ve ilçe tarımda kayırlar vardır o bölgeye kaç bin adet dışarıdan anaarı girmiş, hele anaarı teşviki varken, arıcılarımız 1 milyona şimdiki parayla 1 liraya ne anaarılar almıştı. Size bir örnek Kırklareli’nin Pınar hisar ilçesine anaarı teşviki iptal edilmeden en son posta gelen anaarı sayısı 980 tane ve bu anaarılar Ankara’dan bir anaarı üreticisinden geldi. Bu bilgiler gizli bilgi değildir ilçe tarım müdürlüğünün kayıtlarına bakılsın. Bu ilçe izole bölge içinde yer almaktadır.

Efendim bilimsel makalelerde şu yazıyor, yok şu bilimci şu zamanda şunu dedi laflarına ben artık inanmıyorum. Olayı az bir arıcılık bilisi olan kişi zaten çözecektir. Bilimciler günü kurtarma derdine oturup bir şeyler yazıyorlar. Bu gün bir araştırma yapılıyor 1950 yılında aynısını işte efendim yabancı bilimcide demişti diye not düşüyorlar. Ve olay kapanıp gidiyor.

Gene en çok arı giriş ve çıkışı olan bölgelerden birisi ege bölgemiz.
Buranın arısına da eko tip deniliyor.
Eko tip arı ne demekti. Bir bölgeye adapte olmuş ve tüm kolonilerin karakterleri birbirine yakın olacak. Tanımla mevcut durum aynı değil. Şu anki melezleşmenin adı eko tip oldu. Zaten bölge arısının karakterlerinin hepsi aynı değil, bazısı çok saldırganken bazıları çok sakin koloni huyları arasında uçurumlar var.


Gene bir izole bölgemizin içinde iki farklı anaarı üretiliyor, bazı yerlerinde üretilene saf, bazı yerlerinde üretilene F1 deniyor. Burası Ülkemizdeki en iyi korunan izole bölgesi iken bu nasıl oluyor.





Bazen diyorum ki acaba eko tip anlam veya manamı değiştirdi? Ben mi bilmiyorum.

Bilimcilerimiz hala bir sürü yerde eko tiplerden
yerel arılardan bahsederken bunların delilleri neler?
 Ülkemizin tablosunu bilen bir bilimci nasıl hala eko tip ve yerel arıdan bahseder.

Eko tip demek tüm ırkların melezleşmesinin adımı?
Bu kadar eko tip sevdalısı bilimcilerimiz o zaman niye eko tip arıları zamanında tespit edip onların gen bankalarını oluşturmadılar.
Hangi eko tip arımızın damızlıkları var, verin kullanalım.

Arı tabir yerindeyse melezleşip çorba olmuş adı eko tip arı.


Şimdi gelelim meselenin özüne.
Bilim adamlarımız hala 40-50 yıl öncesi makaleleri dikkate alarak ülkemizde 5 ırk arı ve bir sürüde eko tip var demekte.



Gene ne hikmetse bazı bilimciler efemdim ırklar eko tipler yok oldu diyor. Biz bu bilgilerin hangisine inanacağız.
Ülkemizde son 40-50 yıl içinde acayip bir gezginci arıcılık var binlerce, hatta milyonlarca koloni ülkemiz içinde cirit atıyor.

Tek bir ırk arı ülke geneline damızlık olarak dayatılmış. Bilimcilerimiz buna niye karşı çıkamadı.

Hem eko tipleri koruyalım diyeceksin, hem de tek bir ırk arı Türkiye’ye damızlık olarak giydirilmiş.

Gelin bu pirincin taşını bir ayıklayın.

Yukarıdaki iki resim arasında hiç fark yok dimi, çünkü ikisi de birbirinin aynısı, ikisi de eko tip arılarımız örneği.
Bu resimde ise ülkemizdeki arı hareketleri gözüküyor.
Bilim adamlarımız bölgenizin arısıyla çalışın demekte.
Karadenizli bir arıcı baharda doğu bölgelerimize gidiyor, oradan son baharda, püren olan batı bölgelerine geçiş yapmakta pişinden ise eğe bölgesine çam balına girmekte. Bu arıcı her bölge değiştirdiğinde arılarını değiştirmeli. Bilimci bir şeyler söylerken konudan bu kadar kopuk mu olur. Gezginci arıcı bal neredeyse oraya akın eder.

Zamanında ipin ucunu kaçıranlar şimdi laf olsun diye işler yapıyor, ırklar yok olmuş, eko tipler yok olmuş. Gen bankaları kurulamamış, şimdi neyi nasıl koruyacagız.
Arıcılık, arıyı yönetme sanatıdır... Siz arıyı yönetemez iseniz, arılar sizi yönetir...

Ali Türk

miriliburak

  • Tam Üye
  • ***
  • İleti: 112
Ali abi Türkiye de kışlayacak arı sıcak bölgelere götürülüyor ama Mehmet YÜKSEL abinin sayesinde öğrendikki arı kışı sert geçen yerde olursa daha sağlıklı ve uzun ömürlü oluyormuş. 2,3 sene Sivasta arıcılık yapan mühendis tanıdığım var demiştiki o sert iklime rağmen arılar müthiş gelişti burada öyle arı olmuyor tonlarca bal almışlar.
Bu işler birazda meyve yetiştiriciliği gibi budaması ilacı ağaca göre değişiyor. Dut üzümüne kiraza atılan zehiri atın bakalım ya da kirazı asma budar gibi budayın v.b.
Az nimeti az sanma kimden geldi Ona bak... Az günahi az sanma kime karşi Ona bak...

Bursa - Orhaneli

http://miriliburak.blogspot.com/

uğur

  • Acemi Üye
  • *
  • İleti: 18
  Ali abi ülkemizde melezleşme son sürat devam etmektedir.Bence izole bölgeler oluşturmak için çok geç kalındı ve elimizdeki ırkların değeri bilinmedi, bölgemize uyum sağlamış arı ırkları göz göre göre melezleşti.İş işten geçtikten sonra bazı bölgeler koruma altına alındı.(Buda sevindirici bir karar.Zararın neresinden dönülürse kârdır diye düşünüyorum).
   Bilim adamlarımız trakya bölgesinde karniol ırkı arı bulunduğunu söylemektedirler.Bu kapsamda Kırklareli İli izole bölge olarak koruma altına alındı.Fakat bence geç kalındı.Edirne ve Kırklareli bölgesine Gezginci arıcılar Karaçalı balı almak için Haziran ayının başında bölgemize gemekte ve temmuz ayında başlayan ayçiçeği balını aldıktan sonra bölgemizden ayrılmaktadırlar.Yine bölgemizde doğal oğul mevsimi nisan ayının 25'inde başyıp, mayıs ayının 25'inde sona ermektedir.Bu mevsimde, yıllar önce melezleşme az olmuş olabilirdi.Fakat bölgemizde 3-4 yıldan bu yana yoğun bir şekilde kanola ekimi yapılmaya başlamış(bu yıl azalmış olsada) buda gezginci arıcıları Nisan ayında bölgemize beklenenden erken gelmesine sebeb olmuş ve oğul mevsimi melezleşme kaçınılmaz olmuştur.Ali ŞEKERLİ abimizin dediği gibi saf karniol arı ırkı varsa buda KIRKLARELİ Demirköy ilçesinin sınır köylerinde bulunabilir.Bilim adamlarımız bu bölgedeki arı ırkını inceleme konusunda kapsamlı bir çalışma yapıp yapmadığını bilmiyorum fakat bölgede halkın geçim kaynağı orman ve hayvancılık olup,tarım arazisi az miktardadır, ayçiçeği ekimi yapılmadığı için gezginci arıcıların bölgeye gitmemesine sebeb olmuştur.

vecdiküçükyılmaz

  • Ziyaretçi
           Ugur kardeşim öncelikle hoş geldiniz.Arı ırkları konusunda yaşanan tartışmalar eko tip konusunda daha da derinleşmektedir.Nedenleri benim tartışmalardan anladığım kadarı şu başlıklarda toplayabiliriz.
           1.Birk kısım arkadaşlar eko tip dediğimiz arının özellikleri nelerdir,bilmiyor,örnek günlük yumurta kapasitesi nedir,onlarca bu alanda sorunun cevabını nasıl cevaplayacak.
            2.Eko tip arı elinizde varmı nerden temin ettiniz,dendiğinde cevap alınamamaktadır.
            3.Eko tip arı konusuna yaklaşım milliyetci bir yaklaşım sergilenmekte,ülkemizin değerleri hepimizin değerleri olduğu unutulmadan kimse suçlanmamalı,bizlerle paylaşılmalı ,konu tartışılırken koloni hareketleri ve gezginci arıcılık göz önünde bulundurulmalı,üretimi yapılan ana arı ırkları nelerdir üretim adedi,damızlık materyal,seleksiyon çalışmaları,gen bankacılığı,sünni dölleme çalışmaları göz önüne alınmalı,son 40 senede neler yapılmış bunlar iyi bilinmeli,en önemli durumlardan biride ülkemizin cografi yapısı iyi bilinmeli.
            4.Yapılan tartışmalara savunduğun fikirleri savunan bilim adamlarını örnek verirken farklı fikirleri savunan bilim adamlarının varlığınıda kabul etmek gerekir.
             5.Eko tip konusunda bu saatten sonra top genetikcilerdedir.
             6.Koloni sönmeleri en önemli konu iken nedenleri nelerdir,bu konuda kafa yorulması ve fikir üretilmesi kanaatindeyim.
             Ülkemizin her tarafına Kafkas ana arılar gönderilmekte,asıl melezleme Kafkas arısı tarafından olmakta, bu ırkın diğer adının dag arısı bilinmesine ragmen ovada ne işi var kimse diyememektedir.Anavatanı Kafkasya olup ,Mardin de Urfa da ne işi var diyen bir Allah kulu gördüm,ismi bende kalsın.Ugur kardeşim inşallah bu şartlarda düşün varsa kanatin oluştu ise öyle düşün.Tüm arıcı kardeşlerime bol ballı sezon dileğiyle,saglıcakla kalın.
             
             

uğur

  • Acemi Üye
  • *
  • İleti: 18
           Hoşbulduk vecdi abi
      Vecdi abi çok güzel başlıklar altında konuyu anlatmışın dediğin gibi iş genetikçilerimizde.
      Ben Edirnenin ilçesinde arıcılık yapıyorum, kafkas anaları zamanında tüm köyleremize kadar girdi.Dediğin gibi düşününce en büyük melezleşmeyi bilinçsizce hiç bir araştırma yapılmadan, her bölgeye gönderilen KAFKAS anaları  yaptı.
Açıklaman için teşekkürler abi.

Arı Bakanı

  • Yönetici
  • Özel Üye
  • *****
  • İleti: 1.181
    • Ali Türk
Ali abi Türkiye de kışlayacak arı sıcak bölgelere götürülüyor ama Mehmet YÜKSEL abinin sayesinde öğrendikki arı kışı sert geçen yerde olursa daha sağlıklı ve uzun ömürlü oluyormuş. 2,3 sene Sivasta arıcılık yapan mühendis tanıdığım var demiştiki o sert iklime rağmen arılar müthiş gelişti burada öyle arı olmuyor tonlarca bal almışlar.
Bu işler birazda meyve yetiştiriciliği gibi budaması ilacı ağaca göre değişiyor. Dut üzümüne kiraza atılan zehiri atın bakalım ya da kirazı asma budar gibi budayın v.b.

Mirili Fatih;
 Dediklerin doğru. Kışı sert bölgelerde koloni nasıl kışa girerse bahara aşağı yukarı aynı çıkar.Yeter ki soğuklar gelmeden, kış arılarını oluşturup kışa genç arılara girmek. Bizim ülkemizde böyle bir kültür şimdilerde sadece bazı yenilikleri uygulamaya çalışan arıcılarda başladı.

Bu işlerde başta malzeme çok önemli.
 Bak arılığımdan örnek veriyorum. Bizde kolay kolay bu sene arı salkıma girmedi. 15 gün filan bir salkımda kaldı, arılığa giriyorum sadece bir kovanda hareket var. Diyorum ki bu koloni yağmalanıyor mu veya bir yeri yağmalıyor mu? Bu kovanın altı kapalı eski tip bir kovandı ve içerde 10 çıta arı olunca, kış günü filan dinlemeyip hararet bastı.

Havalar ısındığında o kovanı açtım.
Kolonide 4 çıta yavru vardı, arılıkta kovanlar salkımdayken bu arının derdi, su lazım, polen lazım nektar lazım, içesi 35 derece olmak zorunda.

Poleni, nektarı içerde bulabilse, bu seferde içerdeki balı sulandırmak için suya gene ihtiyaç var. Bunları karşılamak isteyen işçi arıların büyük bölümü dışarıda soğuktan dolayı yok oluyor. Su almaya konan bir çok işçi orada kalakalıyor.

Kışı sert olan yerlerde bu risk hiç yok, arı salkımda baharda faaliyete geçer.
Ömrü 40 gün olan uçup çalışan arının, kışı salkımda geçirdiğinde 6 aydan fazla yaşadığı biliniyor. Kış günü bu 6 ay yaşayacak arıları kendi elimizle kekle geçmişte bende öldürenlerden birisiyim. Bizim arılarımız sanki bebek, bizde elimizde biberon yaz kış peşlerinde geziyoruz, Allah sonumuzu hayreylesin.
« Son Düzenleme: 10 Şubat 2011, 23:37:59 Gönderen: Arı Bakanı »
Arıcılık, arıyı yönetme sanatıdır... Siz arıyı yönetemez iseniz, arılar sizi yönetir...

Ali Türk

Dr. Muhteşem Turunç

  • Yönetici
  • Kıdemli Üye
  • *****
  • İleti: 274
  • Doktorun İyisi Burda
    • Arıcılık İlk Yardım

Resimdeki kişi benim tıp fakültesinde öğrencilik yıllarımda her öğrencide olması gereken bir sözlüğün yazarıdır. Kitapdaki tanıtımının daha gerçekci daha etkileyici olacağını düşünerek fotoğraflayıp yayınladım.


Bu bir tıp sözlüğüdür. Ancak sadece Tıp sözlüğü de değildir, kimya, botanik ve zooloji sözlüğünüde içinde barındırır.


Bu aralar olur olmadık yerlerde genotip ve ekotip konularında ahkam kesilir oldu. Bu kelimelerin ne anlama geldiği daha iyi anlaşılsın diye konuyu Pars Tuğlacı hocamızın sözlüğünden sizlere aktarmak istedim. Zatı muhteremin birisi evvelki senelerde kişiler kendi uzmanlık alanları dışında konuşmayı seviyolar demişti o nedenlede hocamızın ağzından konuşmayı tercih ettim. Ayrıca mesleğim gereğide hastalarıma genetik bilimi konularında bilgi verme yetkisine sahip olduğumu da belirteyim.

GENOTİP: bir bireyin genlerinin karekterleri bakımından gösterdiği yapı.

Açmak gerekirse canlı bireyin genlerinde bulunan karekterlerin görünüşüne davranışına yansımış hali demekdir. Genotip denilen bu yapıda cevre kosullarının etkisi yoktur.

EKOLOJİ: Biolojinin organizmaların kendi aralarında ve çevreleriyle olan karşılıklı münasebetlerini inceleyen bir dalı.

Şimdi bu tariflerin ardından belirli bir bölgede, belli bir zaman içinde, o çevrenin ve diğer canlıların karşılıklı etkileşmeleri sonucunda, ortaya çıkan özellikleri bünyelerinde taşıyan canlılara ekotip diyebiliriz. Bu özelliklerin kimi kısa sayılabilecek sürelerde kimi ise mılyonlarca yılda oluşabilecek özelliklerdir.

Yalnız bu işler böyle tarif edildiği kadarda basit değildir . Örnek olarak Afrikada doğmuş ve ataları milyonlarca yıldır orada yaşayan bir insanın cildi koyu renklidir. O bölgede milyonlarca yıl gibi bir süre sonucunda güneş ışınlarının yeryüzüne dik gelmesi sonucu oluştuğu düşünülen bu özellik ekotipik bir özellikmidir, evet. Ama bu insanı getirin cilt rengi beyaz olan insanların milyonlarca yıldır yaşadığı İsveçe orada yaşasın Afrikalı bir eşle yapacağı çocukları gene kendileri gibi koyu renkli cilde sahip olacakdır. Hatta İsveçli bir eşle yapacağı çocukları da koyu renkli olacakdır zira koyu renkli cilt geni baskın gendir. Bu konuyu örnek vererek anlatmaya çalıştığım şuki; çevre koşulları değişince bu özellikler değişmemektedir. Bazı özelliklerde belli sürelerin sonunda genlere işlenmektedir. Bu örnekte de göreceğiniz gibi bu konular karmaşık ve hala genetikciler tarafından tartışılan ve tam olarak izah edilememiş konulardır.

Bu bilgiler biz arıcılara gereklimidir belli bir yere kadar evet. Neden derseniz kullandığımız arının ne olduğunu kaçıncı kuşak olduğunu üreteceğimiz ana arı ve kolonilerde bazı olumlu ve olumsuz özelliklerin ortaya çıkma şansının ne kadar olduğunu bilmemiz gerekmektedir. Zira bu özellikler ürettiğimiz arılarda şansa kalırsa, bütün bir sezonun kaybı söz konusu olur ki bu çok önemli bir kayıptır. Özellikle geçimini arıcılıkdan sağlayan bir kişinin üreteceği ana arılardan oluşacak kolonilerde; verimlilik, koloni gücü oluşturma ve sakinlik gibi özelliklerin ne olacağını önceden tahmin edebilmesi gerekmektedir. Aksi halde neler olacağını söylemeye sanırım gerek yoktur.
Sıradan bir arıcı hatta mesleki eğitim almış bir arıcı için ben bulunduğum bölgede bir ana arı bulayım selekte edeyim bunun safını hatta f1 ini üreteyim demek gerçekleşmeyecek bir davranış olur. Bu işler bilimsel bir ekip tarafından ciddi bir çalışma sonucu yapılabilecek ve uzun sürecek girişimlerdir. Ciddi eğitim derken bu bir okul hatta üniversite işidir, bilgi, deneyim ve ekipman işidir. Her okul bitirenin evinde sağda solda yapacağı işler değildir. Bir arıcı en fazla kendisi için saf damızlık ana arı üretimini yapabilir. Bunu ama izole bölgede ama suni dölleme yöntemiyle yapabilir. Yalnız üretim yapacağı damızlık ana arıyı bu kuruluşlardan temin etmelidir. Pars Tuğlacı hocamızın biografisi de işte bu kuruluşların nasıl kişilerden oluşacağına dair iyi bir örnektir.

Şimdi biz arıcılara deniyorki genç analarla çalışın. Bunların hangi genç ana arı olduğu çok önemlidir. Irkı, çalışacağımız bölgeye uyumu bal verimi uysallığı vs. özellikleri önemlidir. Bunu da nasıl önceden tahmin edeceğiz derseniz işte bize bunu ülkemizdeki bilimsel kuruluşlar söyleyecekdir. Gelişmiş ülkelerde bu böyle olmaktadır. Bize şu saf anayı alın bundan bölgenizdeki f1 ana arı üretin bu üreteceğiniz anaların oluşturacağı koloniler yüzde bilmem ne kadar verimli olur denmelidir. Yada şu ana arıyı alın bunu bala çalıştırdığınız kolonide kullanın bu verimlidir ve verimliliği şudur denmelidir. Şimdi bunları bana bilimsel kuruluşlar söyleyecekse benim bilmeme ne gerek var diyebilirsiniz. Evet haklısınız bu güne kadar böyle yapıyorduk öğrenmiyorduk sorgulamıyorduk geldiğimiz noktada neredeyiz bir bakın. Bir bölgenin arısı tüm ülkeye dağıtıldı hepimiz kullandık. Bazıları bu işi bende yapıyorum dedi ve bizi kandırdılar. Sonuç bu seneki arı ölümlerinin %50 olacağını tahmin eden arıcılar bir tarafda, 300 arısından 80 tane arısı kalanlar diğer tarafda. Koloni başına bal almayı bırakın sıfır sağımla trakyadan dönen arıcılarımız öbür tarafda. Tabiki yurdum insanı akıllıdır bu gidişatın sonucunda daha karlı olduğu için bal üretmeyi bırakdık arı kolonisi üretir olduk. Geçen sene 100 tl ye kovanıyla koloni aldık Muğla bölgesinden. Ama artık böyle gitmeyecek bize kim ne derse düşüneceğiz, tartacağız sonra karar vereceğiz. Kuruluşun bilimselliğini, yaptıklarını araştırıp ikna olduktan sonra söylenenleri kabul edip uygulayacağız.

Tuzluğu alıp koşma devri kapandı artık:)


Bunlar benim doğru bildiklerim. Paylaşmak istedim.
« Son Düzenleme: 02 Mart 2011, 18:19:08 Gönderen: Dr. Muhteşem Turunç »

Arı Bakanı

  • Yönetici
  • Özel Üye
  • *****
  • İleti: 1.181
    • Ali Türk
Muhteşem abi yazmış olduğun yazıda ilginç nokta ve tespitler var.

Birincisi Pars Tuğlalı bir öğretmen ama yapmış olduğu sözlük kaç dalda bilimcilerin olmazsa olmazı. Yazmış olduğu bilim dalıyla bu kişinin bir bağı öğretmenlikle var. Yani hocamız ne genetikçi, nede botanikçi, zooloji nede kimyacı…

İlginç tespit ise bu bizim gözümüzden kaçtı, ya da öyle yönlendirildiğimiz için olaya odaklanamadık. Eko tip demek saf demekmiş…..
Evet, eko tip arı denildiğinde artık bir bölgenin saf arısı kastedildiğini şimdiye kadar anlayamadık.

Bizi yıllarca arı bilimcilerimiz yanlış yönlendirdi. Hala eko tip diyenler var yazıklar olsun.

Bir başka konu ise bilim çevresi nasıl şu arıyı kullanın desin ki?

Önce bu arılar hazır edilip sonra servis edilmeliydi, bunu yapamayanlar tabiî ki kendi arınızla çalışın saçmalığını empoze etmeye çalışacaklardır.


Arı ölümlerinin altında, gene bir bölgenin arısının her tarafa monte edilmesi yatmakta. Kış arısı üretip balı olan koloniyi siz söndüremezsiniz. Sonbaharda meşhur arımıza yavru yaptırmak ölüm.

Artık arıcılarda da bir uyanış başladı, kullandığı arının ne olduğunu sorgulamaya başladı, bilimcilerin masalını bir çok kişi koyun gibi dinlemiyor artık…
Arıcılık, arıyı yönetme sanatıdır... Siz arıyı yönetemez iseniz, arılar sizi yönetir...

Ali Türk